Yükleniyor...
Farmet Teknoloji, Phanes, coskun, Ercan_Usta, sezgin64, caponali

Go Back   Farmet Forumları > Kategorisiz Bölüm > Öz Tarihimiz

Öz Tarihimiz Bu bölümde, Osmanlı ve daha önceki ecdadımız ile ilgili her türlü bilgiyi paylaşabilirsiniz.

Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart Fatih Sultan Mehmed

Edirne Sarayı. 575 yıl önce. Çok uzun bir gece....
Güneş, dünya denilen bu çileli gezegenin insanlarının yedi günle sınırladığı haftalardan bir diğerine, herhangi bir Pazar gününe daha ha doğdu ha doğacak. Karanlık koridorlarda bir koşturma, bir telaş… Gece, en sonunda, tüm karanlığını toplayıp gitmeye yeltenir ve yeni gün, cılız ışıklarıyla, ulaşabildiği her boşluktan saray duvarlarını aşıp loş koridorları olabildiğince aydınlatma telaşına düşerken, beklenen haber nihayet salınıyor ve fısıltılar halinde kulaktan kulağa yayılıyor. Çok geçmeden fısıltılardan oluşan bir dere çağıldayarak saray duvarlarını aşacak ve önce başkent sokaklarına, sonra da Osmanlı’nın tüm kuytularına, köşelerine minik şehzade dünyaya gözlerini açtı haberini yayacak…
O şimdilik, II. Murad’ın üçüncü oğlu olması gibi çok önemli bir istisna dışında, bildiğimiz herhangi bir bebek. Ancak, kimliği üzerine pek de fazla bilgi olmayan Hüma Hatun’un dünyaya getirdiği bu küçük şehzade, büyümekte hiç de gecikmeyecek. 12 yaşında ilk hükümdarlık tecrübesini tadacak. Evet, bir ara hükümdarlıktan uzaklaştırılacak. Ama sonra geri gelecek. Çok yol alacak. Önüne çok büyük hedefler koyacak. Ve bunun için aslında çok da beklemeyecek.
Henüz 21 yaşında iken İstanbul’u fethedip, Osmanlı Devleti’ni bir imparatorluğa, imparatorluğun kuruluş dönemini yükselişe, dünyanın ortaçağ olarak adlandırdığı dönemi de yeniçağa dönüştürüp, Osmanlı’nın en büyük hükümdarı diye adlandırılacak…
Peki, bizler, bürokrasiden saray teşkilatına, maliyeden askeri örgütlenmeye, mimariden eğitime kadar devlet ve sosyal kurumların oluşmasında önemli rol oynayan Fatih’e dair bundan fazla ne biliyoruz? Nasıl bir çocukluk yaşadı örneğin? Nasıl yetiştirildi? Askeri başarılarının ardında yatan, onu, çocuk yaşıyla kıyaslandığında neredeyse boyundan büyük işlere kalkışmaya iten güdü neydi?
Tarihin tozlu sayfalarında çocukluk döneminin ilk günlerine, ilk yıllarına dair büyük harflerle düşülmüş yığınla not yok. Öyleyse, en iyisi elimizdeki net bilgilerle yetinmek ve İstanbul’un fethi dışında daha pek çok başarıya da adını yazan bir hükümdarın izinde zaman tünelinde adım adım ilerlemek…
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (12-02-2011 Saat 02:53 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

Yıl 1443. 30 Mart 1432’de dünyaya gözünü açan küçük şehzade artık 11 yaşında… Gelenek onun için de işletilecek ve Osmanlı geleneklerine göre devlet yönetimini öğrensin diye Manisa’ya sancakbeyi (vali) olarak gönderilecek.
11 yaşında bir çocuk böylesi bir durumda neler hisseder, ne tür duygularla boğuşur? Bunu bilmiyoruz. Ancak, bildiğimiz bir şey var.Çok daha ağır bir sorumluluk biraz ileride onu bekliyor. Ve tarih sayfaları bizlere, Manisa’ya yerleştikten yaklaşık bir yıl sonra – bitip tükenmek bilmeyen savaşlar ve küçük yaşlarında yitirdiği ilk oğlu Ahmed’in ardından büyük oğlu Şehzade Alaeddin’in de ölümüyle artık iyice yıpranmış olan- babası II. Murad’ın tahtı bıraktığında, henüz 12 yaşında, Osmanlı padişahı olduğunu söylüyor.
Peki, bu yaşta bir çocuk, hükümdarlığı nasıl algılar? Bir devleti yöneten kişi olarak görülmek, onun için nasıl bir anlam ifade eder? Tarih, kimsenin merak etmeyeceğini düşündüğünden olsa gerek, duygulara çok az yer veriyor. Bu yüzden çocuk yaştaki hükümdarın ilk iktidarının ilk yıllarındaki duygularını da es geçiyor ve yine iyi bildiğimiz bir yere geliyoruz: 12 yaşındaki hükümdarın bu ilk iktidarı uzun sürmeyecek ve küçük padişah, iktidara sahip olmak isteyen vezir grupları arasında otorite kuramayınca, iki yıllık hükümdarlığının ardından Veziriazam Çandarlı Halil Paşa’nın bir oldubittisiyle tahtı babasına terk etmek zorunda kalacak.
Ama anlaşılan o ki, II. Mehmet, henüz çok genç yaşta olmasına rağmen oldukça hırslı, kendini hala hükümdar olarak görüyor; Manisa sancakbeyliği sırasında bir hükümdar gibi davranmaya devam ediyor.
Kim bilir, belki de daha o yaşta, sadece Osmanlı hanedanının en büyük padişahı olmakla kalmayıp, aynı zamanda III. Roma İmparatoru olarak anılmayı kafasına çoktan koymuş, sabırla günlerin geçmesini bekliyor…
İSTANBUL: 850 YILLIK RÜYA 18 Şubat 1451… II. Mehmed 19 yaşında ikinci kez tahta çıkıyor. Artık aklında, bir rüyayı gerçekleştirmek var: İstanbul’u fethetmek…
Daha önce pek çok kez hedeflenen, her defasında başarıyla karşı koyup pes etmeyen İstanbul, bu kez de sonuna kadar direniyor, ancak 53 gün süren bir kuşatmanın ardından 21 yaşındaki II. Mehmed’e yenik düşüyor.
O, artık İslam dünyasının sekiz asırlık hayalini gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmed olarak anılıyor. Ve bu fetih, aynı zamanda, Akdeniz’e hâkim Roma İmparatorluğu’nun kapılarının açılması anlamına da geliyor. Fatih, fethin ardından şehre girip Ayasofya’da namaz kıldıktan sonra kazandığı zafer için dua ediyor, ardından Bizans İmparatoru’nun sarayına gidiyor. Tarih burada da bir not düşüyor ve sarayın harap salonlarını dolaşırken, yanındakiler padişahın şu sözleri söylediğini duyuyor: “ İmparatorun sarayında örümcek perdedarlık ediyor, Efrasiyab’ın kulelerinde baykuş nevbet vuruyor “.
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (25-01-2011 Saat 09:04 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

GENÇ, ZENGİN VE TALİHLİ İstanbul’un fethinin 21 yaşında bir padişah için anlamı, fethin kendisi kadar büyük olmalı. Peki ya Avrupa üzerindeki etkisi ne? Fetih, doğaldır ki, Avrupa’da büyük bir şok etkisi yaratıyor. Hıristiyan dünyası, İstanbul’un Türklerin eline geçmesini, Romalıların Kudüs’ü yakıp yıkması, Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dünyanın sonu gibi, insanlık tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak algılıyor.
O ana kadar Osmanlı’yı bir tehlike olarak gören Hıristiyanlar, İstanbul’un fethi ile tehlikenin daha da büyüdüğünü düşünerek güçlerini birleştirme konusunda daha büyük adımlar atmaya başlıyor.
Floransa’lı Benedetto dei, 1460’larda Fatih’le görüştüğünde Sultan’a, İtalya’daki devletlerin özelliklerini anlatıyor. “Para, iktidar ve silah sahibi dört güç: Napoli, Floransa, Venedik ve diğer İtalyan prenslikleri, kara ve deniz güçlerini birleştirebilirlerse günümüzdeki İtalyanlar atalarından daha başarılı olurlar” diyor.
Fatih’in bu sözlere cevabı ilginç: “ Floransalı, söylediğin her şeyi dinledim. Hepsine inanıyorum. Ancak sana şunu söyleyeyim ki, İtalya geçmişte yaptığı büyük işleri artık başaramaz. Çünkü büyük işler yaptığı günlerde, bunları Romalıların gücü sayesinde yapıyordu. Romalılar o zamanlar İtalya’nın tek hâkimiydi. Ama günümüzde ülken 20 devlet ve çeşitli güç odaklarına bölünmüş durumda. Birbirinizle savaşıyorsunuz ve birbirinizin can düşmanısınız. Yaptığım plana yardımcı olacak çok şey biliyorum. Genç, zengin ve talihli olduğumu gördüğümden Sezar’ı, İskender’i ve Keykavus’u aşmak niyetindeyim”.
Fatih, bu niyetini İstanbul’un fethinden sonra hiç duraklamadan yaptığı fetihlerle de gösteriyor. İtalya’dan Sırbistan’a herkes sıranın kendisine geldiğine inanıyor. Vaizler şehir şehir dolaşarak durumu halka duyuruyor. İnsanlara günahları yüzünden Doğu Roma’nın başkentinin Türklerin eline geçtiği, eğer sapkınlıkları bırakıp dinlerine dönmezlerse Fatih’in Roma’ya kadar geleceği anlatılıyor.
Osmanlı Sultanı fetihlerine devam ederken Avrupa çaresizce bekliyor, birçok ülkede “ acaba bu yıl Türkler ülkemize gelir mi?” diye düşünüyor.
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (25-01-2011 Saat 09:05 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

“BENİM İKBALİM YÜCEDİR” bu arada Fatih, İstanbul’un fethindeki azmini bütün seferlerde gösteriyor. Sırbistan’ın büyük bir bölümünü fethettikten sonra, 1456’da babası II.Murad’ın alamadığı Belgrad’ı kuşatıyor. Kalenin alınması için yapılan son hücumda surlardan içeri girilmesine rağmen, Haçlı kuvvetlerinin karşı saldırısı üzerine bozgun başlıyor.
Haçlı askerlerinin padişahın olduğu yere doğru yöneldiğini gören devlet adamları, Fatih’e geri çekilmeyi önerdiklerinde Sultan, “Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir” diyerek kılıcı eline alıp ordusunu toparlıyor. Ancak İstanbul’u alan Sultan, Belgrad’ı fethedemiyor. Burada hissettikleri? Bilinmiyor…
Öte yandan, Belgrad önlerinde yaşanan başarısızlık Avrupa’da büyük bir heyecan doğuruyor. Türklere karşı kazanılan zafer dilden dile yayılıyor.
“Ben din düşmanlarının mahvı için seçildim” diyen Papa III.Calixtus, Belgrad’da zaferin ve rüzgarın Türkler’e karşı döndüğü inancının yarattığı yeni bir heyecanla, Hıristiyan hükümdarları Türklere karşı bir Haçlı seferi düzenlemeleri için kışkırtıyor. Ancak Papa’nın kısa bir süre sonra ölümü üzerine Haçlı seferi düşüncesi bir başka bahara kalıyor.
Fatih Sultan Mehmed, Belgrad mağlubiyetinin izlerini kısa sürede siliyor. Dur durak bilmeden fetihlerde bulunuyor.
Ege adalarını, Sırbistan’ı, Hırvatistan’ı, Bosna’yı, Yunanistan’ı, Arnavutluk’u, Karadağ’ı, Romanya’nın bir bölümünü Osmanlı topraklarına katıyor. Avrupalılar sıranın kendilerine gelmesini beklerken, Fatih bu kez de Orta ve Doğu Anadolu’yu fethediyor.
TROYA’NIN İNTİKAMI Fatih Sultan Mehmed, görünen o ki, sadece Osmanlı’nın gücünü ilan etmekle kalmıyor, geçmişte Asyalılara yapılanların intikamını alma niyetini de taşıyor. Midilli’nin fethi sırasında (1462), Troya kalıntılarının bulunduğu yere gelerek şehirden geriye kalanları inceleyip, Aşil, Hektor ve diğer kahramanların mezarlarını araştırıyor.
Homeros’un, eserinde övgüyle bahsettiği Troya Savaşı kahramanları hakkında takdir dolu sözler söylüyor. Bir rivayete göre, Troya harabelerindeyken, “ Allah, beni bu şehrin ve halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar almışlardı. Bunların biz Asyalılara karşı defalarca yaptıkları kötü davranışlarının intikamını, aradan birçok devirler ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık” diyor.
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (25-01-2011 Saat 09:07 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

“ROMA İMPARATORU” Fatih’e eski Roma tarihi ve Büyük İskender’in savaşları ile ilgili kitapları okuyan Bizanslı âlimler, “İstanbul kimin elindeyse Roma İmparatoru odur” diye anlatıyor. Fatih Sultan Mehmed’de İstanbul’un fethinden sonra kendini Roma İmparatorluğunun yegâne varisi ilan ediyor. Bu yüzden Bizans İmparatorları ile akraba olan bütün sülaleleri (Trabzon Rum imparatorluğu, Mora Despotları…) ortadan kaldırmak için harekete geçiyor.
Fatih batıya meydan okuduğu gibi, Doğu’da aynı azimle ilerliyor. Azminden hiçbir şey yitirmiyor, çünkü o, yine kendi ifadesiyle, “İslam’ın kılıcını taşıyor”.
ASMALARIN ALTINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK… Peki, Fatih’in fetihlerinin arka planı? Bosna Kralı Stefan Tomaseviç, 1461’de Papa’ya yazdığı mektupta aslında bu noktalardan birini de – kendi bakış açısıyla - özetlemiş oluyor:
“Türklerin köylülerle arası çok iyi. Aralarına katılan her köylüye özgürlük vaat ediyorlar. Köylüler pek akıllı olmadıklarından Türklere kanıyor. Özgürlüklerinin sonsuza kadar süreceğini sanıyorlar. Beni desteklemezseniz halkım böyle yalanlara kanıp bana karşı ayaklanabilir. Soylular köylülerin desteğini almadan kalelerini uzun süre koruyamaz”.
Avrupa’da o dönem Müslümanlara yaşam şansı verilmiyor, Yahudiler çok zor şartlar altında hayatlarını sürdürüyor. Osmanlı topraklarında ise her dinden insan yaşıyor.
Bu yüzden Yahudi İsaak Sarfati, 1454’te Orta Avrupa’daki dindaşlarına bir mektup göndererek, hilalin altında yaşayanların haçın hâkimiyeti altında yaşayanlara göre “çok daha talihli” olduklarını söyleyerek, “Avrupa’daki dev işkence odasını bırakıp Türkiye’ye gelmeleri” yolunda çağrı yapıyor. O dönemde, Avrupa’daki pek çok Yahudi, Osmanlı topraklarına, “incir ağaçlarının ve asmaların gölgesinde özgürce yaşamak” için geliyor.
Bu arada Avrupa’da Osmanlı hükümdarıyla ilgili ilginç dedikodular da dolaşıyor. Fatih’in Rum Patriğine İncil’i Türkçeye çevirttiği, Hıristiyan annesinden öğrendiği duaları okuduğu ve Hıristiyanlığa meylettiği yönündeki söylentiler Papa’ya kadar ulaşıyor.
Osmanlı ilerleyişi karşısında bir şey yapamayan Papa II.Pius, 1460’lı yıllarda Fatih’e bir mektup yazarak, “Hıristiyanları yönetmek istiyorsa bunun için paraya, silaha. Orduya ve donanmaya ihtiyacı olmadığını, birkaç damla su ile vaftiz edilmek suretiyle dünyanın hükümdarı olacağını” söyleyip, Sultan’ı Hıristiyanlığa davet ediyor. Ancak Papa bu mektubu Fatih’e gönderemiyor ve mektup daha sonra, 1469’da, Köln’de yayımlanıyor.
SULTAN’IN HUZURUNDA TARTIŞMA Osmanlı tarihine adını yazan bu hükümdarın başarılarının görünmeyen bir diğer yüzünde de elbette bilime ve sanata verdiği önem yatıyor. Fatih, devrin ileri gelen âlimlerini sık sık huzurunda tartıştıran bir hükümdar. Huzurundaki tartışmalarda başarılı olan mükâfatlandırılıyor, kaybeden bulunduğu görevi bırakmak zorunda kalıyor. Fatih, Osmanlı ülkesi dışında bulunan önemli İslam âlimlerine de büyük paralar vererek onları memleketine çağırıyor. Akkoyunlular’ın hizmetinde olan matematik ve astronomi uzmanı Ali Kuşçu’yu “kat ettiği uzaklık miktarınca para vererek” 200 kişilik maiyetle getirtip, 1472’de Osmanlı hizmetine sokuyor. Ali Kuşçu, astronomi, matematik, ilahiyat, dil ve hukuk alanında eserler vermiş büyük bir âlim. Ancak bu noktada tarih garip cilvelerinden birini yapıyor ve Fatih tarafından Ayasofya medreselerine müderris olarak tayin edilen Kuşçu, Osmanlı hizmetine girdikten iki yıl sonra yaşamını yitiriyor…
Kendisi de iyi bir şair olan ve “Avni” mahlasıyla şiirler yazan hükümdarın etrafında dönemin ünlü şairleri de her daim hazır bulunuyor. Fatih, onlarca Osmanlı şairine her ay para vererek onları destekliyor.
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (25-01-2011 Saat 09:09 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Okunmamış 25-01-2011
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

HIRİSTİYAN ÂLİMLERLE SOHBET Fatih, çevresinde yalnız Müslümanları bulundurmuyor, Hıristiyanlarla da oturup sohbet ediyor. Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Halil İnalcık, Fatih’in şahsında, Türk-İran-İslam ve Roma hükümdarlık geleneklerini birleştirdiğini ve bu özelliğiyle de yeni bir Osmanlı padişahı tipi yarattığını söylüyor.
O, Büyük İskender, Anibal, Keykavus ve Sezar gibi büyük komutanların dünyayı sarsan zaferleri nasıl kazandığını merak edip, bu konularda kitaplar okutan bir padişah. Hıristiyan devletlerin askeri güçleri ve kendi aralarındaki rekabetle ilgili bilgi almak için Floransalı Beneditto Dei gibi birçok batılıyı kullanıyor.
Rahipler, tüccarlar, her sınıftan insan Fatih’e hizmet ediyor, Türkler aleyhine toplantı yapılan şehirlerden gelen haberler kısa sürede Osmanlı Sultanı’na ulaştırılıyor.
Rahip Jakob Unrest, 1472’de yazdığı eserinde, “Türk imparatoru Avrupa’daki bütün şehirleri haritasında belirlemiş. Sürgün edilmiş bir rahipten ve iki yüksek rütbeli Hıristiyan din görevlisinden bilgi alıyor” diyor.
Fatih’in Hıristiyanlığı tartıştığı isimler arasında Rum Patriği Gennadios ve Maksimos da var. Gennadios, Fatih’in isteği üzerine Hıristiyanlığı anlatan bir risale yazarak hükümdara takdim ediyor ve risale Osmanlı Türkçesine çevriliyor.
Fatih Avrupa’dan birçok ressam ve bilim adamını da ülkesine çağırıyor. Bu davet üzerine birçok İtalyan ressam, heykeltıraş ve sanatçı Osmanlı Sarayı’na geliyor.
En ünlüleri, 1479–1480 yılları arasında sarayda bulunup, padişahın çeşitli portrelerini ve madalyonlarını yapan Gentile Bellini. Ancak Fatih’in ölümünden sonra II: Bayezid bunlara önem vermiyor ve padişahın yaptırdığı resimler pazarda satılıyor.
OSMANLI “FATİH” İNİ YİTİRİYOR Fatih’i Balkanlarda en uzun uğraştıran kişi Arnavutluk hükümdarı İskender Bey. Hatta bir rivayete göre, Fatih, İskender Bey’in ölümünü haber aldığında, “Sonunda Avrupa da, Asya da benim oldu! Hıristiyan dünyası yas tutsun! Çünkü kılıcını ve kalkanını kaybetti” diye bağırıyor.
Onun ölümünden sonra Fatih, Arnavutluk’un geri kalan bölümlerini de ele geçiriyor. 40’lı yaşlarının sonlarına yaklaşırken büyük imparatorun bu kez yeni bir hedefi var: İtalya’yı fethetmek. Nitekim Gedik Ahmet Paşa’nın 1480 ‘deki İtalya seferi başarılı oluyor ve Otranto fethediliyor. Ancak, bu başarıdan bir yıl sonra Fatih, Mısır seferine çıkarken Gebze’de, Hünkâr Çayırı’nda (Tekfur Çayırı) 49 yaşında hayata veda ediyor.
Osmanlı, pek çok hükümdar yetiştirdi. Bu hükümdarların pek çoğu sayısız başarıya imza attı. Ancak, Osmanlının Fatih kadar bilime, felsefeye, sanata, tartışmaya inanan ikinci bir isim daha yetiştirmedi.
Osmanlı’da devlet teşkilatının oluşturulmasında da pek çok gelişmeye imza atan Fatih’in ölümüyle Osmanlı’nın Roma düşü de yarım kalıyor.
Fatih’in ölüm nedeni? Belki bir süre önce tutulduğu gut hastalığı yüzünden ölüyor, belki de zehirlendiği için. Bilinmiyor… Ve tarih bu bilgiyi de karanlık sayfalarında gizli tutuyor…
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Konu strabon tarafından (25-01-2011 Saat 09:10 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Okunmamış 25-01-2011
tugujir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Apr 2010
Mesajlar: 129
Standart

elinize sağlık..
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Okunmamış 25-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

http://www.farmet.net/forum/showthre...+sultan+mehmed
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Okunmamış 18-02-2012
strabon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Bulunduğu yer: caria
Mesajlar: 1.468
Standart

güncel
__________________
Vatanın bütünlüğü, Milletin istiklali tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
fatih, mehmed, sultan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yavuz Sultan Selim Gold Öz Tarihimiz 1 05-01-2012 06:31
Fatih Sultan Mehmed'in Fermanıı strabon Öz Tarihimiz 4 25-03-2011 05:02
Kösem Sultan strabon Öz Tarihimiz 1 27-01-2011 10:40

Farmet Teknoloji Sistem Bilgisi Site Bilgileri (Alexa)
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 RC 2
www.farmet.net - Tüm Hakları Saklıdır.
kiralık dedektor | Farmet

İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan Farmet Forumları 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Farmet hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler [email protected] adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Farmet yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
!-- Yandex.Metrika counter -->