Yükleniyor...
Farmet Teknoloji, Phanes, coskun, Ercan_Usta, sezgin64, caponali

Go Back   Farmet Forumları > Kategorisiz Bölüm > Öz Tarihimiz

Öz Tarihimiz Bu bölümde, Osmanlı ve daha önceki ecdadımız ile ilgili her türlü bilgiyi paylaşabilirsiniz.

Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 25-10-2011
serhadlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2011
Bulunduğu yer: Edirne
Mesajlar: 416
Standart Bir "ebced hesabı”mız vardı.

Eskiden, 4-5 yaşlarından itibaren çocukların gönderildiği “sıbyan mektebleri” vardı. Her mahallede bulunduğu, mahalleli tarafından sahiplenildiği, mahalle birlikteliğini bu sahada da devam ettirip pekiştirdiği için bu mekteplere “mahalle mektebi” denirdi. Temel ilmihâl bilgileriyle Kur'an-ı Kerim okumayı öğretmenin esas olduğu bu mekteplerde, arada birçok başka şey gibi “ebced” de öğretilirdi. Selçuklular'dan beri devam eden mahalle mektebi geleneği, Cumhuriyet'ten sonra türlü sebeplerle zaafa uğramış, bazı usûl ve esasları manâsını kaybederek varlığını şeklen sürdürebilmi ştir. Elif cüz'ünde yer alan “ebced” faslı böyledir; bir tekerleme gibi çocuklara öğretilir, fakat son zamanlarda bunun ne olduğu, ne işe yaradığı izah edil(e)mezdi. Mazur görülmelidir, zira ait olduğumuz medeniyetten kopuşun tabii neticelerinden biridir.

Arap elifbâsında her harf için bir sayı değeri takdir edilmiştir ve “ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa'fas, karaşet, sehaz, dazığ” lafızları, rakam sırasına göre harfleri akılda tutmayı kolaylaştıran bir sistem tablosudur. Meselâ “ebced” lafzı “elif, be, cim, dal” harflerinden müteşekkildir. Bu harfler sırasıyla 1, 2, 3 ve 4 rakamlarının sayı değerine tekâbül eder. 9 rakamını karşılayan “ye” harfinden sonra 10'ar 10'ar ilerletilen sayılar, 90'ın karşılığı olan “sad”dan sonra 100'er 100'er artırılır ve değeri 1000 olan “ğayn” harfiyle tablo tamamlanır.

Bu, Arap harfleriyle yazılmış herhangi bir kelime veya ibareden, mevcut manâ dışında, değişik metodlarla ulaşılmış bir toplam sayı değeri elde etme imkânı demektir. Eskiler bu imkândan istifade ile meselâ “tarih düşürme” gibi bir fen ihdâs eylemişlerdir. Doğum, ölüm gibi mühim hâdiselerde, sözgelimi güzel temenniler ihtiva eden bir mısra söylenmiş; bunun sayı değeriyle de o hâdisenin tarihi verilmiştir. Eski mimarî yapıların kitâbe metinleri, o eserin yapıldığı yahut tamir edildiği seneyi buldurur.

Ebced hesaplamaları arasında en yaygını olan ve “ cümel -i sağîr ” denilen küçük ebced'le yapılan hesaba göre,
“Allah” lafza-i celâl'inin sayı değeri 66'dır (elif: 1, iki adet lâm: 30+30=60, he: 5)

Bir rakamın, sayı değeri dışında başka bir manâyı ifade etmesi, alışık olmadığımız için tuhaf gelebilir. Halbuki kelimeler de böyledir. Herhangi bir kelime “ses” ve “işaret” olarak, karşıladığı manânın bizatihî kendisi değil, şifresi veya sembolüdür. Bir manâyı hatırlatmak bakımından kelimeler ile sayılar arasında yaygınlık dışında, teknik olarak fark yoktur. Alışılmış bir yol varken daha farklı ve az bilinen bir usûle müracaat, san'atkârâne bir yöneliştir; gelişmiş medeniyetlere mahsus fantezilerdendir. Nitekim Allah lafzı yerine 66 rakamının kullanılmasında bir incelik ve nükte vardır.

Bizim medeniyetimizde manânın mahremiyetine riayet gerekir; hem hoyrat elinde ziyan olmasın diye, hem de muhatabın bu manâya ulaşmada şahsî gayretini iltizâm için. Kaldı ki bir sözün çok açık söylenmesi, uzun uzun izahı, karşıdakini ahmak yerine koymak hürmetsizliği sayıldığından, edebe uygun düşmez. Onun için “edebiyat” veciz olmak icap eder.

Nihayet âdetullahtır ; Cenâb -ı Hak vahdeti kesretle perdelemiş, hakîkat manâsını âşikâr eylememiştir. Bu sebeple “tesettür”, İslâm bediiyatında mühim bir unsurdur. Yine bir edeb kaidesidir: hürmetle mükellef olduğumuz büyüklere her vakit has isimleriyle hitap edilmez.

Hilâl, İ'lâ-yı Kelimetullah'tan Mecazdır

“Allah” lafza-i celâlinin 66 sayısına tekâbülü , aşk-ı ilâhînin ateşiyle yananlara başka ifade yollarını da ilham etmiştir ki, bunlar aslında âşina olduğumuz şeylerdir. Eski imlâda “Allah”, “hilâl” ve “lâle” kelimeleri aynı harflerle yazıldığından, sayı değerleri de aynıdır. Bu sebeple “hilâl” ve “lâle” daha ziyade “motif” olarak Allah lafzıyla alâkalı bir anlayışı sembolize etmek üzere kullanılagelmiştir. Minarelerin ve kubbelerin tepesindeki hilâl veya lâle şeklindeki alemlerle müslüman ülkelerin bayraklarındaki hilâl, bu çerçevede tamamen dinî bir manâ taşır. Hilâli yükseklerde tutma gayretinde, Bişr -i Hâfî'nin lâfza-i celâle hürmetine ve bu sebeple başına konan marifet tacına işaret de vardır. Allahu a'lem , Selçuklu'nun da, Osmanlı'nın da izzeti bu hürmet ve gayretin meyvesidir.

Tarihteki İslâm devletlerinden pek çoğu, hususen Selçuklu ve Osmanlılar, varlık sebeplerini “i'lâ-yı kelimetullah” dedikleri bir ideale bağlamışlar idi. İ'lâ-yı kelimetullah “Allah'ın sözünü yükseltmek” demektir ve tabir, Tevbe Sûresi'nin 40. âyetinde geçen bir ibareden mülhemdir. “Allah'ın kelimesi”nden murat, tevhid inancının esasını teşkil eden “lâ ilâhe illallah” sözüdür (Osmanlılarda “sancak-ı şerîf ” üzerinde kelime-i tevhidin bulunduğu hatırlansın) yahut umumî olarak “İslâm”dır. İslâm'ın ve tevhid akidesinin temeli ise Allah'ın varlığı ve birliğidir.

İ'lâ-yı kelimetullah'ın “Allah'ın dinini ve tevhid inancını yüceltip yaygınlaştırma ideali” olması yanında bilhassa fetih maksatlı cihadlara gerekçe yapılması, tabirin alındığı âyetin siyak ve sibâkıyla alâkalıdır. Tevbe Sûresi'nin bu kısmında Tebük seferi öncesi cihad kararı karşısında gönülsüz davranan bazı müslümanlara i'tâb vardır.

İ'lâ - yı kelimetullahı fiilen tahakkuka çalışan atalarımız, aynı mefkûreyi mecâzen de yaşatıp gözetmek üzere “hilâl”i hep yükseklerde tutmuşlar, bayrağımıza işlemişlerdir. Hilâl, sadece Allah lafzıyla aynı sayı değerinde olduğu için değil, ibâdet takvimimizdeki rolü, âyet ve hadislerde Allah'ın âyetlerinden biri olarak takdimi ve “kelime-i tevhîdi yüksek sesle söylemek” manâsına “ tehlîl ” kelimesiyle aynı kökten gelmesi gibi sebeplerle de İslâmî bir semboldür.

Tarihten birkaç misâl hatırlatalım: Hz. Peygamber, kabilesinin elçisi sıfatıyla Medine'ye gelen Sa'd b. Mâlik b. Ubeysır el- Ezdî'ye , kavmine götürmesi için üzerinde hilâl bulunan siyah bir bayrak vermiştir. Sultan Alparslan 1064'te Ani'yi fethedince, câmi'e çevrilen katedralin kubbesindeki büyük haç'ı indirip, yerine Ahlat'tan getirttiği bir hilâl koydurmuştur. 1187'de Kudüs'ü Haçlılardan geri alan Selahaddin-i Eyyûbî de Kubbetü's -Sahre'nin kubbesindeki altın haç'ı “hilâl şeklinde bir alem”le değiştirmiştir. (Doğrusu Kubbetü's -Sahre'dir. “ Sahrâ ” ile “sahre” o kadar farklı şeyler ki...)

11. asırdan itibaren doğuda da batıda da hilâl sembolü yaygınlaşmış, hıristiyanların “haç”ına karşı (Arapçası “salîb”, Lâtincesi “istavroz”dur; “haç” kelimesi bize Ermeniceden geçmiştir.) “hilâl” İslâm'ın ve müslümanların alemi olmuştur. Âkif'in “Bir hilâl uğruna Yâ Rab ne güneşler batıyor!” mısraındaki “hilâl” bayrak değil, bayrağın da manâsını borçlu olduğu “ i'lâ-yı kelimetullah ” idealidir. Günümüzde Hıristiyan dünyasının “ kızılhaç”ına mukabil Müslümanların “hilâl-i ahmer”i vardır ve “Kızılay”, hilâlin manâsını unutturmak isteyenlerin uydurduğu ne kadar sevimsiz, ne kadar yanlış bir karşılıktır. Zira “ay” hilâlin değil, “kamer”in Türkçesidir.

“Bunlar ne kadar da ince ayrıntılar böyle!” demeyin. Biz bu kadar ince düşünebildiğimiz zamanlarda azîz-i vakt idik. Bizi zelil kılan a'dâ değil kabalığımız, hoyratlığımız, nobranlığımız oldu. Hâlâ da öyledir.
__________________
Arzeyle bu pendi kendi özüne,
Dost addetme her güleni yüzüne,
İncinme dostunun her bir sözüne,
Doğru söz insana, batar demişler..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 25-10-2011
serhadlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2011
Bulunduğu yer: Edirne
Mesajlar: 416
Standart 2. Bölüm

Yüzyıllar boyunca insanlar sayılara özel bir önem verdiler, onlara rakamsal değerlerinin ötesinde bir anlam yüklediler. Matematiğin bir aracı olan sayıların insanın kişiliğinin gizli yanlarını gösterdiği düşünüldü. Pek çok insan sayıların uğuruna ya da uğursuzluğuna inandı. İşte hayatımızda belirgin rol oynayan sayıların gizemleri;


Tarih boyunca sayıların insan hayatında çok önemli yerleri vardı. Dünyada var olan herşeye gizemli ve hatta bazen şifreli anlamlar yüklendi. Doğadaki varlıkların sayısal şifreleri çözülmeye çalışıldı. İnsanların bile yaşamında inanılmaz olaylara tesadüf eden sayılarının olduğu saptandı.

M.Ö. II binde İbraniler, Yunanlılar, Latinler ve Araplar baş tanrıların her birine bir sayı verdiler. Mayalar, oluşturdukları 260 günlük tören takviminde, takvimi her biri bir Tanrının adını taşıyan 20 günlük devrelere böldüler.

Platon, sayıların gizemi ile ilgilendi. Republic (Devlet) adlı kitabında "iyi ve kötünün efendisi" olarak nitelediği mistik sayı konusunda yazdı ama bu sayının ne olduğunu belirtmedi.

Taocu düşüncede ise, bir ikiyi, iki de üçü yaratmıştır. Bir Tao'dur, iki Yin ve Yang, üç ise cennet, dünya ve insanlığı temsil eder.

Hemen her alfabedeki harflerin çok eskiden beri rakam olarak birer karşılığı bulunduğu bilinmektedir. Bunlar arasında en çok tanınan İbrani-Süryani, Grek ve Latin harf-sayı sistemidir. "Ebcet hesabı" denilen ve Arap alfabesinin ebcet tertibine dayanan rakamlar ve hesap sistemi Müslüman milletler arasında kullanılmaktadır.

İslam dünyasında kitap düzenlemelerinde ebcetten faydalanıldı. Arap alfabesinin kullanıldığı ülkelerde kitapların başında eserden ayrı bilgiler verileceği zaman bu kısım ebcet harfleriyle numaralanıyordu. Ülkemizde harf devriminden sonra bunun yerini Batıda kullanılan Romen rakamları almıştır.

Bazı sözcüklerin sayısal değeri o sözcüklerin simgesi olarak kullanıldı; örneğin Muhammed adının sayısal değeri olan 92, Hz. Muhammed'i çağrıştırıyordu.

Argo olarak kullanılan "beşlik" kavramı da Arapça’da sayısal değeri 5 olan harfin görünümüyle ilgilidir. Yuvarlak bir biçimi olan bu harfin görünümü, 5 sayısına farklı bir anlam yüklemiştir.

Allah'ın adlarının veya Kuran’daki surelerin başlarındaki gizemli harflerden kareler oluşturulur ve bunlar da büyü ve muskalarda kullanılırdı. Hala kullanılmakta olan bu yöntemle, üçlü, dörtlü, ..., dokuzlu sihirli kareler hazırlanarak değişik amaçlar için muska hazırlanır.

Bayrağımızda ki hilal neyi sembolize ediyor dersiniz?. Allah kelimesinin Arapça yazılımında bir "elif", iki "lal" ve bir de "he" harfi vardır. Bu harflerin ebcet değerleri toplamı 66'dır. Hilal kelimesinin Arapça yazılımında bir "elif", iki "lal" ve bir "he" harfinden oluşur, onun da ebcet hesabı 66'dır. "Allah" ve "hilal" kelimelerinin ebcet değerleri 66'ya eşit olduğundan Türk bayrağındaki hilal, Allah'ı sembolize eder. Dikkat edildiğinde bütün Müslüman ülkelerin bayraklarında hilal bulunduğu görülecektir. Bu gerçek bütün diğer Müslüman ülkelerin bayrakları için doğrudur. Ayrıca Türkçe bir deyim olan "işi 66'ya bağlamak" da bu sebeple meseleyi Allah'a havale etmek şeklinde açıklanır.

İslami gelenekte çok yaygın olan ebcet hesabına benzer hesaplamalar Batıda da kullanılıyordu. Yahudiler YAHWEH sözcüğünü oluşturan ünsüz harflerin simgelediği rakamların toplamı olan 26 sayısını kutsal saydılar. (Y+H+W+H=10+5+6+5=26)

Havari Yuhanna'nın Vayhi 13:18'de, harflerin sayısal değerleri hesaplanarak, 666 sayısının kıyamet hayvanı DECCAL'in sayısı olduğu söyleniyordu. İsimlerinin ya da doğum tarihlerinin rakamsal değerlerine bakılarak, Roma'yı yakan Neron'un, 20. yüzyılın katili Hitler'in gerçekte birer "Deccal" olduğunu ispatlamaya çalışanlara rastlanıyordu.

Günümüzde ad ve soyada, doğum yerine ve doğum tarihine göre kişilerin uğur sayıları bulunuyor ve bu sayılar simge olarak kullanılarak insan yazgısı ifade edilmeye çalışılıyor. Ad ve soyadınıza, doğduğunuz yere, doğum tarihinize ve burcunuza göre 4 farklı sayıyı uğur sayısı olarak alabilirsiniz. Doğum tarihinize göre uğur sayınızı bulmak için doğum tarihini oluşturan sayıların toplamını alın, elde ettiğiniz sayı iki rakamlı ise, bu sayıların yeniden toplamını alın, sonuçta bulduğunuz 1 ile 9 arasındaki sayı sizin uğur sayınız olacaktır. Diğer uğur sayılarını ise aşağıda verilen tabloya göre harflerin karşılığındaki sayıların toplamını alarak bulabilirsiniz.

Kuran'ın ilk ayeti olan Besmele 19 harfe sahiptir.
Kuran 114 (19x6) sureden oluşur.
Kuran'da, numarasız Besmeleler dahil 6346 (19x334) ayet vardır.

Besmelenin ilk kelimesi "isim" kuranda 19 kez geçer. İkinci kelime "Allah" 2698 (142x19) kez, üçüncü kelime "Rahman" 57 (3x19) kez ve dördüncü kelime "Rahim" 114 (6x19) kez geçer. Besmelenin ilk dört kelimesinin tekrar ettiği sayıların toplamı 152 dir ve bu sayı 19'un katıdır.
Bunlar dışında Kuran'ın bazı surelerindeki harflerin sayısına bakarak 19 sayısını buralarda aramıştır.Kuran'ın temel mesajı Allah'ın birliğidir. Nitekim Allah'ın VAHİD (BİR) isminin ebcet değeri 19'dur.
__________________
Arzeyle bu pendi kendi özüne,
Dost addetme her güleni yüzüne,
İncinme dostunun her bir sözüne,
Doğru söz insana, batar demişler..
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Okunmamış 25-10-2011
serhadlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2011
Bulunduğu yer: Edirne
Mesajlar: 416
Standart Osmanlı'da Lâle'nin önemi

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya ne güzel anlatmış:
“Eskiler lâleyi mukaddes sayarlardı. Gerçekten, izahı zor bir şuur, o zamanın yazılarında ‘lâle’ kelimesi ile ‘Allah’ kelimesini aynı harflerden meydana getirirdi. Üstelik ebcedde Hilâl, lâle, Allah aynı sayıyı verirdi.

Biri güzelliğiyle yurdumu, biri ulviliğiyle dinimi, biri şerefiyle istikbâlimi anlatan…” Kelimelerdeki ebced beraberliği sizi bilmem fakat ben, tesâdüf deyip geçemeyeceğim.

Hilal, Lale, Allah (c.c.)
Hilal, Lale, Allah (c.c.) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini…

Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun bir alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed’in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda kaldığını…

Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini…

Biliyor muydunuz?


Ebced Hesabı

Ebced hesabında iki veya daha fazla ismin sayı değerinin eşit oluşundan istifade edilerek, bu isimlerden birini söylemekle mecazen diğeri söylenmiş olur.

Mesela “Muhammed” ism-i şerifinin ebced ile sayı değeri 92 ‘dir.Yaman Dede’nin şu beyti buna işaret eder:

Aman lafzı senin ismi şerifine müsavidir,
Anın içün aşıkın zikri “Aman”dır Ya Rasulallah!

Yine lafza-i celal olan “Allah” ismi şerifinin ebced isminin değeri 66′dır. Hilal ve lale‘nin kelimelerinin de değeri 66′dır.

Lâlenin harfî manası “hilâl”e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…

Altmış altı “Elhamdülillâh”a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek “Elhâmdülillâh” derler.

Onun için İslamı temsil eden, camiilere ve minarelere alem olan, İslam devletlerinin bayraklarına koydukları Hilal aslında Allah ismi şerifine rumuz olmakta, İsm-i celale hürmeten onun yerine mecazen, hilal konulmaktadır.

Yine bir devre ismini veren Laleye birde bu gözle bakmak lazımdır. Böylece bir lale soğanına niçin bu kadar fazla değer verildiği anlaşılabilir. Lale bahçelerine verilen kıymet, divan şairlerinin beyitlerindeki manalar daha iyi kavranabilir. Şair lale için şu beyti söylemiştir:

Subhu dem dönse nola mihr-i cemale lale,
Oldu mahzar aded-i ismi celale lale.

Lale seher vakti cemal güneşine dönse, (yönelse) ne olur
Çünki lale ism-i celalin sayısına mazhar oldu.
(ebced hesabıyla aynı sayıya sahip olmakla şereflendi.)

Lale, asırlar boyunca Türk Sanatı’nda önemli yer tutmuştur. Selçuklular zamanından başlayarak lale, Anadolu Türk Sanatı’nın önemli bir elemanı olmuştur. Bugün başta İstanbul olmak üzere pek çok anıtsal bina ve sanat eseri lale figürleriyle süslüdür. Bunlara verilebilecek bazı örnekler; Topkapı Sarayı’nda III. Ahmet zamanı yapılan Yemiş Odası’nın duvarları, özellikle 16. yüzyıl dönemine tarihlenen pek çok camiyi süsleyen çiniler, kalem işleri, cam eserler ve tezhiplerdir.

Edirne Selimiye Camii (Ters lale), İstanbul Rüstem Paşa Camii, Üsküdar Atik Valide Camii, Sokullu Camii lale motifli çinilerle bezelidir. Yine İstanbul’da başta Tophane olmak üzere, 18. yy başında yapılan meydan çeşmelerinde de lale motiflerine rastlanır. Lale, ebru sanatında da her zaman sevilen bir çiçek olmuştur. Minyatür de lalenin sıklıkla karşımıza çıktığı bir güzel sanat dalıdır.
Alıntıdır.
__________________
Arzeyle bu pendi kendi özüne,
Dost addetme her güleni yüzüne,
İncinme dostunun her bir sözüne,
Doğru söz insana, batar demişler..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bir ebced, hesabı”mız, vardı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Muhsin yazıcıoğlu "şüphesi” serhadlı Dünya ve Türkiye'den İlginç & Güncel Haberler 5 22-09-2011 08:57
Pisidia'da "Gömü Geleneklerinin" Işığında Kültürler Arası İlişkiler strabon Mezarlar (Nekropoller) 6 12-04-2010 11:24
Ağırlığı En düşük "bilinen" paralar? Farmet Teknoloji Para Bilimi / Numismatics 4 24-02-2010 01:36
To find the treasure, "Ali Baba and the forty thief" in Turkey aboali Hicaz Demiryolu ve Osmanlı Altınları 2 15-02-2010 11:21

Farmet Teknoloji Sistem Bilgisi Site Bilgileri (Alexa)
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 RC 2
www.farmet.net - Tüm Hakları Saklıdır.
kiralık dedektor | Farmet

İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan Farmet Forumları 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Farmet hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler [email protected] adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Farmet yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
!-- Yandex.Metrika counter -->