Yükleniyor...
Farmet Teknoloji, Phanes, coskun, Ercan_Usta, sezgin64, caponali

Go Back   Farmet Forumları > Profesyonel Defineci Bölümü > Bölge Bölge Antik Kentler

Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart Antik Kentler

Antik Kentler

Adada

Pisidia Bölgesi'nin antik kentlerinden biri olan Adada, Isparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak köyü yakınındadır. Isparta'nın ve Kovada Gölü'nün güneydoğusunda yer alan kente Eğridir'den sonra Sütçüler'e uzanan asfalt yoldan 50 km. gidilerek ulaşılabilir. Ayrıca Isparta'yı Antalya'ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada - Eğridir ayrımından Adada'ya ulaşmak mümkünse de yolun bir bölümü henüz tamamlanmamıştır. Çevresi çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece bölgenin değil Anadolu'nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmaktadır. Sütçüler'in eski adı olan Baulo ve Karabaolu veya Karabavlu adlarının Aziz Paul adından geldiği öne sürülmektedir. St. Paul'ün geçtiği Perge - Antiokheia (Yalvaç) yolu üzerinde bulunan bu iki yerleşmeye verilen isimlerin St. Paul'le ilişkili olabileceği yazılmıştır.

Adada adı, bazı araştırmacılara göre Anadolu'nun eski yerli halkının dili olan Luvice, yada bunun M.Ö. 1. bindeki ardıllarından biri olan Pisidce dilinden gelmektedir. Kesin olmamakla birlikte "Ada" kök sözcüğüyle "wanda/anda" takılarından türemiş olabilir. Ayrıca yine "Ada" kök sözcüğü ile "Uda (hisar-kale?) sözcüklerinin birleşiminden türemiş olabilir.

Bölgede uzun zamandan beri yapılan Prehistorik (Tarih öncesi) Dönem'e ilişkin kazı ve araştırmalar Pisidia'nın Neolitik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 7000 yıllarından itibaren Anadolu'da önemli bir kültür bölgesi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hititler Dönemi'nde Konya ve çevresini kapsayan Tarhuntaşşa Bölgesi ile batısındaki Pitaşşa (Pisidia'nın eski adı) Bölgesi arasındaki sınırda yer alan Adada ve çevresinde gelecekte yapılacak çalışmalarda tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli sonuçlar alınabilecektir.

Adada'nın adı ilk kez M.Ö. I. yüzyıl yazarlarında Artemidoros tarafından verilmiştir (Strabon XII, 570). Sonra Ptolemaios (V 5, 8) ve Bizans tarihçisi Hierokles'te (674, 4) de "Odada" olarak geçer. Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı Termessos'ta bulunan bir atlaşma metni dolayısıyla M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Bölgenin önemli bir kenti olan Termessos ile Adada arasındaki bu dostluk antlaşması bazı araştırmacılara göre iki kentik ortak düşmanları Selge'ye karşı yapılmıştır. Tarihi kaynaklardan Selge'nin özellikle Hellenistik Dönem'de Termessos aleyhine yayılmacı bir politika yürüttüğü ve çevresindeki kentlerle (Pednelissos) savaştığı bilinmektedir. İşte adı geçen antlaşma iki kentin (Adada ve Termessos'un) dışta Selge ile içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmasını öngörüyordu. Bazı araştırmacılar iki kent arasındaki bu antlaşmanın Selge'den çok o dönemde çok güçlenen Bergama Krallığı ve onun özellikle Termessos'a karşı saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimlerine karşı olabileceğini öne sürmektedir. Antlaşma, tarafların karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt etmektedir. Bu antlaşma gerçekten hem Termessos, hemde Adada tarihleri için büyük önem taşımaktadır. Bu sayede iki kentin idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (Polis) benzeri bir statü kazandığı görülmektedir. Antlaşmanın M.Ö. 190 - 164 yılları arasındaki bir tarihte yapıldığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.

Bizce bu antlaşmanın diğer bir önemi Termessos ile Adada halkları arasında bir kan bağının varlığını göstermektedir. Antlaşma metni detaylı olarak ele alındığı zaman Termessos ve Adada isimlerinin çok sıkça geçtiği görülecektir. Bergama Krallığı'nın M.Ö. 133 yılında vasiyet yoluyla topraklarını Roma'ya vermesi Anadolu'da Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde batı Anadolu kentlerinin aksine Pisidia kentlerinin çoğunlukla bağımsızlıklarını korudukları anlaşılmaktadır. Bağımsız Adada kentinin ilk sikkeleri bu dönemde basılmıştır. Bu arada yine Pisidia Bölgesi'nde özellikle Augustus Dönemi'nde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur. Bunlardan en önemlileri Antiokheia, Kremna, Komama'dır.

Roma İmparatorluk Dönemi'nde özellikle İmparator Traianus, Hadrianus ve Antoninus Pius (M.S. 114-161) dönemleri tüm Anadolu'da olduğu gibi Pisidia için de en parlak dönemlerdender. "Pax Romana" adıyla anılan bu barış döneminde Pisidia kentleri büyümüş, zenginlik ve refaha bağlı kalarak yapı faaliyetleri de artmıştır. Adada için de tümüyle geçerli olan bu gelişmeler ve yapı faaliyetleri M.S. 212 yılında çıkarılan bir kanunla İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese "Roma Vatandaşlık Hakkı" verilmesiyle yeni bir hız kazanmışsa da M. S. 3. yüzyıl sonlarında hızını kaybetmiştir.

Strabon'a göre "Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi tiranlar tarafından yönetilen ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı".(Strobon VII-3) Fakat Pisidialılar'ın en önemli özellikleri bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahiboluşlarıdır. Buna en iyi örnek M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'e karşı ölümüne direnen Sagalassos halkıdır. Bu durum Pisidialıların geçim kaynaklarından birinin askerlik olduğunu ortaya koyar.

Diğer Pisidialılar gibi bazı Adada vatandaşları da Büyük İskender'den sonraki Hellenistik kralların ordularnıda hizmet vermek amacıyla anayurtlarından ayrılmış ve gurbette paralı asker olarak çalışmışlardır. Bunun kanıtları Kıbrıs'ta ve Fenike'de (Sidon Kenti) bulunan Adada'lı askerlere ait mezar taşlarıdır.

M.S. 395 yılında Roma İmpartorluğu ikiye ayrılınca, bölge Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içinde varlığını uzun süre korumuştur. Zaten Hırıstiyanlığın yayılmaya başladığı ilk yıllardan beri bölgede yeni dine karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. Bunu en çok St. Paulus'un bölgeyi ve Antiokheia'yı ziyaretleri göstermektedir. Aziz Paulus ve arkadaşları yaklaşık M. S. 45 yıllarında ilk kez Pamphylia'nın Perge'sine gelmişler, Perge'de bir gün kaldıktan sonra Kestros (Aksu) ırmağı yoluna çıkmışlardır. Torosları binbir güçlükle aşmışlar ve Eğridir üzerinden Antiokheia'ya ulaşmışlardır.

Araştırmacı G.Ercenk'e göre "Aziz Paulus'un ilk misyonunu yerine getirirken izlediği ve bugüne kadar belirlenip isimlendirilemeyen bu kutsal yol, Perge'yi Kestros Vadisi'ni takip ederek Adada üzerinden Antiokheia'ya bağlayan yol olmalıdır". Yolculuk süresinin ve güzergahının kaynaklarda belirlenen verilerle uyum içinde oluşu araştırmacının savını güçlendirmektedir. Ayrıca yukarıda değinilen Baulo ve Karabaulo isimlerinin Paulos'la benzerliği de Araştırmacı D. Frech'in karşı tezine rağmen bu verileri desteklemektedir. French, Perge-Adada yolunu kabul etmekle beraber yolun daha geç dönemde inşa edildiğini savunur.

Bölgede resmi kilise örgütünün M.S. 4. yüzyılda kurulduğu, Antiokheia, Sagalassos, Kremna, Selge, Adada ve diğer bazı kentlerin piskoposluk merkezi haline geldiği yazılı belgelerden anlaşılmaktadır. Yine yazılı belgelere göre Adada, Antiokheia'nın Pisidia'daki yardımcı piskoposudur. Adada M.S. 325, 381, 451, 692, 787 yıllarında çeşitli kentlerde toplanan dini meclislere (konsil) tensilci göndermiştir. Bu da gösteriyor ki Adada kentinde hayat 9. yüzyıla kadar sürmüştür.

Daha sonra Anadolu'nun Türkler tarafından alınması ile Bizans İmparatorluğu küçülmeye ve batıya doğru çekilmeye başlamıştır. Önceleri Pisidia Bölgesi'nde Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da III. Kılıç Arslan 1203 yıllında Isparta'yı alarak Uluborlu, Eğridir ve Yalvaç'a Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. Bölgede daha sonra Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de 1390 ve 1422 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada o günlerden bu yana harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında antik kentin içinden geçirilen Yeniköy yolu ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamıştır. Son yıllarda Anadolu'daki turizm haraketlerine paralel olarak Adada oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Aizanoi - Aezani (Çavdarhisar)

Aizanoi Antik Kenti

Kütahya şehir merkezine 57 km. uzaklıkta Çavdarhisar İlçesi'ndedir. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte Zeus adına inşa edilen Anadolu'nun en iyi korunmuş tapınağı yer alır. Ayrıca büyük bir tiyatro ile buna bitişik stadyum, biri mozaikli olmak üzere iki hamam ve gymnasium, Kocaçay üzerinde iki adedi halen kullanılır durumda olan beş köprü ile antik baraj, borsa binası, sütunlu caddeler, nekropol alanları ve Meter Steune'nin kutsal mağarası bulunmaktadır. Kentte halen Alman Enstitüsü adına yapılan arkeolojik kazılar devam etmektedir.

Aizanoi
Tarihi Araştırma ve Anıtlar (Klaus Rheidt)





Penkalas (Kocaçay) Irmağı'nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene'nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigya'lar öncülü olarak antik kaynaklarda adı geçen Azan adlı mitoloji kahramanın, Su Perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas'ın birleşmesinden ortaya çıktığı sanılmaktadır. İşte bu mitoloji kahramanından Aizanoi şehrinin adı kaynaklanmış olabilir. Aizanoi, antik Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis'lerin ana yerleşmeleriydi.


Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan yeni kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkmıştır. Yakın zamanda ovanın bir çok yerinde saptanan yerleşme tepeciklerinden biri de Anadolu'nun erken dönemlerinde bu ana kutsal alanın yerindeydi. Hellenistik Dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama'ya ve Bithinya'ya bağlı iken M.Ö. 133'te Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 2. 1. yüzyıldan ilk sikkeler bilinmektedir. Roma İmparatorluk Döneminde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi'de kesin kentleşme bulgularına ancak 1. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7.yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Ortaçağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuk Beyliği Döneminde Çavdar Tatarları boyu tarafından üs olarak kullanılmıştır. (13.yüzyıl) Bu yüzden buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.

Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş ve 1830/40'lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krecker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kazıları başlamıştır. Bu çalışmalara 1970 yılında R. Naumann tarafından yeniden başlanmış olup halen devam edilmektedir.

Şehir ve Köprüleri

Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'ın her iki yakasında, Aizanoi'den günümüze kalan yapı kalıntılarının büyük bir kısmı Roma İmparatorluk Dönemi eserleridir. İlkbaharda bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış koruma duvarları bulunmaktaydı. Antik dönemde iki yakayı birbirine bağlayan dört köprüden ikisi bugün bile geçişe hizmet etmektedir. Üst taraftaki alçak ahşap köprü yaya geçidi amaçlı kullanılmaktaydı. Onu takip eden beş kemerli taş köprü günümüze dek koruna gelmiştir. Yıkılmış olan üç kemerli köprüyü ise günümüzde de bütün trafik yükünü beş kemerli yapısıyla taşıyan şehrin ana köprüsü izler. Köprü korkuluğunun bir kaidesi üzerindeki yazıttan, açılış merasiminin M.S. 157 yılının eylül ayında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazıt ve kabartmalı iki korkuluk taşı bugün dördüncü köprünün önünde sergilenmektedir. Kabartmada, köprüyü bağışlayan M. Apuleius Eurykles'in deniz yolculuğu gösterilmektedir. Eurykles, İmparator Hadrian tarafından kurulan, Panhellenion denilen Hellen Birliği'nde, M.S. 153 ve 157 yılları arasında Aizanoi'u Atina'da temsil etmiştir ve M.S. 157 yılının sonbaharında Aizanoi'e geri dönmüştür. Köprüye 1990 yılında karayolları tarafından yeni korkuluklar konmuş ve yeniden kaplanmıştır.

Zeus Tapınağı




Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus tapınağının yapılabilmesi için , Anadolu'nun erken evrelerine ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun seviyesinde, hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin icara verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. Ancak İmparator Hadrian'ın kararıyla paralar ödenince tapınağın inşaasına başlanabildi. İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin (pronaos) kuzey tarafında özel olarak bu yazıta hazırlanmış olan yerinde bugün dahi bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsetmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu çizimler, 13. yüzyılda tapınağın etrafındaki surlarda korunak arayan Çavdarlar'ın yaşamlarından sahneler göstermektedir. Peristasiste kısa yanların her birinde 8, uzun yanlarda 15'er İon sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar (pronaos, cella ve opisthodomos) arasındaki uzaklık, sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan tapınak ile tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının birleşimi, Anadolu'daki Roma mimarlık sanatında pek alışılmamış bir durumdur ve tam bir benzerine rastlanmamıştır. Cella, opisthodomos ve pronaosu bütünüyle kaplayan alanın altındaki alt yapının daha önceki araştırmalarda

Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Tanrıça Kybele'sinin kült yeri olduğu düşünülmektedir. Tapınağın kuzeybatı alınlığında orta akroterde bir kadın büstünün bulunması, tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kybele'ye de adanmış olduğunu gösterir. Son araştırmalar ise tapınağın çift tanrıya, hem Zeus hem de Kybele'ye adanmış olamayacağını ortaya koymuştur. Etki uyandıran alt yapı ise belki de kehanet yeri veya tapınağın deposu işlevini görüyordu. Kadın büstü biçimli akroter, tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konmuştur.

Agora, Heroon ve Dor Sütunlu Avlu

Penkalas (bugünkü Kocaçay) Irmağı'nın batı yakasında Aizanoi yeni kent merkezinde görkemli yapılara, Zeus tapınağı ile başlanmıştır. M.S. 2. yüzyılın ortalarında küçük bir tapınak olarak kabul edilen bir heroon bulunan ve etrafı galeriyle çevrelenmiş olan agora inşa edilmiştir. Güneyde Dor sütunlu galeriyle çevrili alan, tapınağı çevreleyen galeriden daha önce yapılmıştır. Bu görkemli yapıların çoğu bugün köy ev ve bahçelerinin altında kalmış olup çok az bir kısmı günümüze kalmıştır. Tapınak düzlüğünün güneydoğusundan geçen yolun hemen yanında, agoranın kalp biçimli bir köşe sütunu görülmektedir. Üzeri kısmen Ortaçağ surlarının yatay sütunları, bir kısmı da diğer antik yapılardan devşirme olarak kullanılan mimari parçalar tarafından örtülmüş olan Dor sütunlu avlunun kuzey köşesi 1997 yılında kazıldı. Köy evleri ve bahçeleri arasında bulunan galerili Dor sütunlu avlunun doğu köşesi ve avlunun gerisindeki mekanlar 1981 ve 1982 yıllarında kısmen kazıldı. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan heroonun güneybatı duvarında, kuzeybatıdan podyumlu tapınak yapısına doğru giden bir merdivenin izleri kısmen görülebilmektedir. Bu yapının şehrin ileri gelenlerinden birinin anıt mezarı olduğu sanılmaktadır.

Hamam ve Yuvarlak Yapının Kalıntıları

Stadion ve tapınak alanı arasında, M.S. 2. yüzyılın 2. yarısına ait, önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam yer almaktaydı. Simetrik bu yapının güneydoğu yarısı 1978-1981 yıllarında kazılmıştır. Hamam mekanlarının zengin mermer kaplamaları ile su ve ısıtma kanal kalıntıları, bugün bile görülmektedir. Frigidarium ve caldarium gibi esas yıkanma odaları yapının ortasındadır. Bunlara çok sayıda yan mekanlar açılmaktadır. Bu mekanların en büyüğünde bir apsis içinde Tanrıça Hygieia'nın mermerden bir heykeli vardı. Kuzeydoğuda hamam yapısının önünde spor çalışmalarının yapıldığı kare biçimli büyük bir avlu (palaestra) yer almaktaydı. Palaestra'nın kuzeyindeki tarlalarda bulunan büyük taş bloklar, burada, içi yuvarlak, dışı çokgen biçimli görkemli bir mezar yapısının yer almış olabileceğini göstermektedir.

Stadion ve Tiyatro

Aizanoi'deki stadion-tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Stadionda yapılan 1982-1990 yılları arasındaki araştırmalar, bu yerin M.S. 160 yılından sonra başlanıp, aralıklarla M.S. 3. yüzyılın ortalarına değin bir yapım süreci geçirdiğini ortaya koymuştur. Stadion girişinin doğu kısmının onarımı sırasında, yeni bulunan ve tekrar yerlerine konan yazıtlar, kendisini daha önce ana köprünün yazıtından tanıdığımız, M. Apuleius Eurykles'in bu kompleksin yapımında da rol oynadığını göstermektedir.

Stadionun oturma sıraları hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. En geniş kesimde batı tarafta bir kapı binası vardı. Restorasyon sırasında podyum üzerine konmuş iki oturma taşı, bu kapı binasının daha sonra bir dönemde oturma basamaklarıyla örtülerek kullanılmaz hale getirilmiştir. Stadionun tiyatroya bakan cephesi mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Bu, aynı zamanda tiyatro sahnesinin de arka tarafının kaplamasıdır. Mermer parçaları bugün stadionun kuzeyinde görülebilmektedir. Bu cephe duvarının alçak kaidesi Dor düzenindedir. Pencereli ilk kat üzerinde büyük kemer açıklıklı yüksek Attika katı gelmektedir. Tiyatronun sahne kısmı zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler yüzyıllar boyu süregelen çeşitli depremler yüzünden oturma basamaklarının ortasına yıkıldıkları gibi kalmışlardır. Sahne binasını süsleyen özenle yapılmış mermer mimarideki bezemeler üzerine yapılan araştırmalar, yapının önce tek kat olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra stadion genişletilirken buraya da ikinci bir kat eklenmiştir. Mermer mimarinin çok az bir kısmı, asıl yeri olan kesme kalker taşlı yapının önünde kalmıştır. Düşmüş mermer parçaları arasında av sahnesi betimli kaliteli friz parçaları özellikle dikkat çekmektedir.

Hamam

M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında şehrin kuzeydoğusunda aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine ikinci büyük bir hamam inşa edilmiştir. Hamam mekanlarından birinde, ortada Satyr ve Menad betimli kaliteli bir mozaik taban vardır. M.S. 4. veya 5. yüzyıldan sonra bu hamamın ana mekanı düzenlenmiş ve Aizanoi'ni erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.

Yuvarlak Yapı (Macellum) ve Geç Antik Sütunlu Cadde

Daha güneyde M.S. 2. yüzyılın 2. yarısında, olasılıkla gıda pazarı olarak kullanılmış yuvarlak bir yapı (Macellum) vardır. Burası 1971'de kazılmış ve kısmen onarılan duvarlarına, M.S. 4. yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 301 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası konmuştur. Bu yazıtta, İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer almaktaydı. Buna göre, örnek olarak; kuvvetli bir köle, iki eşeğin ücretine, yani 30.000 dinara; bir at ise üç köle ücretine eşitti.

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası 1992 ila 1995 yılları arasında kazıldı. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre M.S. 400 yıllarına tarihlenen bir cadde ortaya çıkarıldı. Sütun ve kiriş parçaları neredeyse bütünüyle ele geçtiğinden, mermer tamamlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka duvarlarına yerleştirildi. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi, insanı yağmur ve güneşten koruyan bir çatının yapılması için diğer antik yapılardan malzeme sağlanmıştır. Değişikliğe uğratılıp kullanılan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konmuştur. Böylece, kuzeydoğu galerinin sütunları önünde bir yazıt kaidesinde, soylu bayan Markia Tateis'in onur yazıtı ve flüt çalan panter postlu çıplak bir Satyr'in mermerden heykeli bir araya getirilmiştir. Heykel bugün Kütahya Müzesi'nde sergilenmektedir. Onur yazıtı ile Satyr heykeli arasındaki ilişki, Geç Antik dönem dekor anlayışında içerik endişesi olmadığını ve burada sütunlu bir caddenin çeşitli unsurlarla süslenmesi gayesinin güdülmüş olduğunu göstermektedir. Sütunlu caddenin yapılması için, ortadan kaldırılan en önemli yapı Artemis tapınağı idi. Volütlerın altlıklarında dik duran akant yaprakları ile bezeli zengin süslemeleri dikkati çeken kuzeydoğu galerinin görkemli İon başlıkları bu tapınağa aittir. Başlıkların üzerindeki aynı binaya ait arşitravlarda Tanrıça Artemis'in ve tapınağı vakfeden Asklepiades'in adı geçen uzun bir yazıt vardır. Bu yazıtla tapınağın İmparator Claudius (M.S. 41-54) Döneminde inşa edildiğini söylemek mümkün olmaktadır. Kuzeydoğu galerinin tabanında döşeli olarak ele geçen iki plaka, aslında tapınağın alınlık üçgenindendir. Bunlardan birinde Artemis'in atribüsü olan geyik, alçak kabartma olarak işlenmiştir. Geç Antik dönem sütunlu caddesinde kullanılan Artemis tapınağı parçaları sayesinde sekiz sütunlu tapınağın ön cephesinin rekonstrüksiyonu mümkün olmaktadır.

Yapımı için tapınak yıkılan sütunlu cadde, 6. yüzyıla kadar varlığını korumuş olup bir deprem neticesinde yıkılmış olmalıdır.

Sütunlu Cadde ve Kapı Binası

Aizanoi şehri yol sisteminin ana ekseni 1991 yılında çeşitli sondajlarla saptanmış 450 m. uzunluğundaki sütunlu yoldu. Sütunlu bu yol, bugün ancak 1979 yılında kazılmış olup, köy bahçeleri içindeki, yolun güneybatı ucunu oluşturan kapı binasının kalıntıları görülmektedir. Sütunlu cadde, tapınaktan ana köprüden geçerek şehir dışındaki Meter Steunene kutsal alanına giden törensel yolun bir parçasıydı.

Nekropoller

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapı biçimli mezar taşları bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları, mezar mimarisinde öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu M.S. 2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazıtlarda kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği yer alır. Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler vardır. Kadın mezar taşları üzerinde yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise kartal, aslan ve boğa bulunur.

1990 ve 1991 yıllarında Aizanoi'nin 2 km güneybatısında Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda, görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip batıdaki mezar yapısının içinde, lahit koymak için yapılmış nişler vardı. Bugün Kütahya Müzesi'nin ana salonunda sergilenmekte olan Hellenlerle Amazonlar'ın savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur. Doğudaki dört kemerli yapı (tetrapylon) Ortaçağ'da (11./12. yüzyıl) küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da Eros betimli mermer lahtin alt kısmı bulunmuştur. Bu parça da Kütahya Müzesi'nin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısıyla mezar yapıları M.S. 155-165 yıllarına tarihlenebilinmektedir.

Meter Steunene Kutsal Alanı

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı Tanrıça Meter Steunene'ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya inidir. Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda ele geçen pişmiş toprak kült figürinleri, burayı M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlemektedir. Mağaranın üst tarafında basamaklı bir kaya tahtı görülür. Bu tip kutsal alanlara Frigya'nın kırsal kesimlerinde rastlanır. Bu da Meter Steunene kutsal alanının M.Ö. 1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını gösterir. Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru (bothroi) da kutsal alanın daha erken dönemine ait olabilir. Burada, halkın inancına göre kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu'nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

Baraj ve Taş Ocakları

Sel felaketinden korunmak için Penkalas Nehri (Bedir Dere) üzerinde, iki evrede inşa edildiği anlaşılan, günümüze iyi koruna gelmiş bir baraj duvarı vardır. Bu iki yapı evresi, çoğu oturma basamağı olan devşirme mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde buranın taş ocağı olarak kullanıldığına işaret eden izler bulunmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Alabanda (Araphisar)

Aydın İli'nin Çine İlçesi'ne 7 km. uzaklıktaki Araphisar Köyü üzerinde kurulu Karia kentlerinden biridir. Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre şehire bu ismi kral Kar, oğlu Alabandros'un at yarışı kazanması üzerine vermiştir. Alabandalıların büyük bir zenginliğe sahip olduğunu, lüks içinde yaşadıklarını ve şehirdeki bütün kızların harp çaldıklarını Strabon'dan öğreniyoruz. Halil Ethem Bey'in yaptığı kazılarda iki tapınağın temelleri ortaya çıkarılmıştır. Kenteki önemli yapılardan biri bouleuteriondur. Bunun dışında doğuda yoğun şekilde görülen lahitler nekropolün burada yer aldığını göstermektedir. Bunun dışında su kemeri ve tiyatro görülebilen yapılardandır.



Konu Akcakaya tarafından (02-01-2011 Saat 09:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Okunmamış 02-01-2011
APICTEA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
APICTEA
Ziyaretci
 
Mesajlar: n/a
Standart

Adada şehrini gezmiştim ısparta daki oldukça iyi durumda yapıları var tapınak felan ayakta.. Tiyatro vs.. şu an şehirin tam ortasından oto yol geçiyo güzel bir antik kent.. Alabanda yı da gezdim Alinda,Alabanda ve Labranda 3 kardeştir zaten ve Alabanda Alindaya taşınmıştır...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Alacahöyük





Alacahöyük

Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.

Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan birini açığa çıkarmışır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Törensel Sembol






Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binin ikinci yarısı,
Yüksekliği 34 cm. Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu'nun tarihi coğrafyasında emeği büyük olan W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre Anadolu'ya geldiğinde ilk olarak höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür. Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.

Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır.

Höyük'te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Törensel Sembol




Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 24 cm. Dövme ve dökme tekniğiyle yapılmıştır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Yapılan araştırma ve kazılar sonucunda Alacahöyük'ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;



Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000 ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.

Höyük'te Kalkolitik Dönemde gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari, taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Geyik Heykeli





Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 52.5 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Kalkolitik Dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük'te 13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır. Bunlar biçimleri bakımından Anadolu'nun ve hatta Önasya'nın eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir. Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır. Orta Anadolu'daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük'te hem mezarların hem de ölülerin istikametinde bir birlik vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya'da bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük'ün mimari sistemi, Anadolu'nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı taban ve toprak çatılıdır.

Alacahöyük'ün şu an görülebilir kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Kadeh






Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 13.9 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Höyük'te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.

Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde başrahip ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Gaga Ağızlı Kap






ltın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 14.3 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray" olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Alinda (Kapruzlu)

Alinda (Kapruzlu)

Antik Sehirler

Alinda

Aydin Ili'ne bagli, Karpuzlu ilçesi üzerinde yer alan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir. Hekatomnos'un kizi olan Ada, kardesi Pixodaros tarafindan Halikarnassos'tan kovulunca I.Ö. 340'ta Alinda'ya çekilmis ve bu sehri kendisine baskent yapmistir. Alinda'da bugün de ayakta kalan en önemli yapi agoradir. Akropolün güney-bati eteginde tiyatro yer alir. Akropol'de yalniz plani belli olacak durumda iki adet tapinak temeli yer almaktadir. Karpuzlu'nun evleri arasinda Karia tipi lahitler, Alinda nekropolünün sehrin güney eteginde yogunlastiginin belgesidir.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Amyzon

Amyzon

Antik Şehirler

Amyzon

Aydın İli'ne bağlı Koçarlı İlçesi, Gaffarlar Köyü sınırları içindeki Amyzon, Karia kentlerindendir. Kent tarihi konusunda yalnızca yazıtlardan yararlanıyoruz. III. yüzyılda önce Ptolemaios, sonra Seleukos yandaşlığına geçen Amyzon, İ.Ö. II. yüzyılın sonlarına doğru, Latmos aşağısındaki Herakleia kenti ile bir ikili anlaşma gerçekleştirdi. III. Antiokhos, İ.Ö. 203'te Amyzon'a gönderdiği mesajda, kent ayrıcalıklarını onayladığını belirtmişti; Apollon ve Artemis tapınağına sığınanları koruma altına alma yetkisi de ayrıcalıklar arasındaydı. Kent surları bugün de ayaktadır ve İ.Ö. 300'lerde uygulanan izodomik yöntemle örülmüştür. Apollon ve Artemis tapınağı, surlar, tonozlu yer altı odaları ve Bizans yapısı, bugün ayakta olan yapılardandır.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Anavarza






Anavarza

Antik Şehirler

Anavarza

Roma İmparatorluğu döneminde Caesarea ad Anabarsum olarak anılan yer, Adana İli Kozan İlçesi'nin 28 km. güneyindedir. Antik şehir duvarlarının hemen dışına kurulmuş küçük köyün ismi Dilekkaya' dır.


Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. M.Ö. 19 yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir; ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. M.S. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur. M.S. 260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. M.S. 4.yy.'da İsauria'lı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında M.S. 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın (Bitek Kilikya) ve eyaletin başkenti olmuştur. 525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adını almıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine uğramıştır. 6. yy. da ise kent büyük bir veba salgınına uğramıştır.

İslâmın yükselmesini takip eden yüzyıllarda Anazarbus, Araplar ve Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalmış ve sık sık bu iki taraf arasında el değiştirmiştir.

Anavarza' da; 1500 metre uzunluğunda 20 burçlu sur, dört giriş, sütunlu yol, hamam ve kilise kalıntısı vardır. Sur dışındaki tiyatro ve stadyum, su yolları, kaya mezarları; kentin batısındaki nekropolleri yararak açılmış olan antik yol; korunmuş havuzlu mozaikler (M.S. 3. yy.'a ait deniz tanrıçası Thetis mozaiği), Adana bölgesinde tek örnek olan 3 girişli zafer takı ve ovanın ortasında bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Ortaçağ kalesi önemli eserlerdir.

Stadyumun elli metre kadar kuzeydoğusundaki kayalık yapay bir yarıkla ayrılmıştır. Roma veya ilk Bizans döneminde, Anazarbus'tan Flaviopolis (Kadirli) ve Hierapolis-Kastabala' ya giden yola geçit vermek için açıldığı sanılan geçit 250 metre uzunluğunda, 4-15 metre genişliktedir. Yolun her iki tarafında kayalar 50 metre yüksekliğe kadar uzanır.

Kuzey-güney sütunlu cadde üç gözlü takla başlar. Anavarza'nın geçmişte karşılaştığı birçok deprem yüzünden, zafer takı ancak kısmen günümüze gelebilmiştir. Güney yüzünde siyah granitten altı adet Korinth stili sütun başı bulunan, üç kemerli bir geçittir. Kuzey yüzünde ana kemerin her iki tarafında birer heykel nişi vardır.

Vahşi hayvanlı gösteriler için yapılmış olan amfiteatr tamamen taşlarla inşa edilmişti. Antik çağda (birçok binada olduğu gibi) diğer binalara malzeme sağlamak amacıyla sürekli olarak yağmalanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Kale üç bölüme ayrılmaktadır: Birinci sur ve küçük kilisenin de içinde bulunduğu kışla; iki sur arasındaki düz kayalık üzerine kurulmuş olan üç katlı kule; ikinci sur ve içinde bulunan bitişik odalar topluluğu, depolar ve su tankları.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Andriace (Çayağzı)

Andriace (Çayağzı)

Antik Şehirler

Andriace (Çayağzı)

Myra'nın liman kenti olarak bilinen Andriake, Myra'ya beş dakika uzaklıkta olan Çayağzı'ndadır. Her ne kadar Myra'nın liman kenti olarak bilinirse de Myra'nın yanında müstakil bir şehir olmalıdır. M.Ö. 197'de III. Antiokhos filosuyla Anadolu kıyılarındaki Ptolemaiosların elinde bulunan yerleri alarak Andriake'ye gelmiştir. Traian da Myra'da konaklarken bu limanın iyi bir şekilde planlanması gerektiğini belirtmiş, ne var ki Traian'ın bu fikri kendi zamanında uygulanamamış ancak Hadrian zamanında olabilmiştir.

Andriake kalıntıları, Demre'ye yakın kısımda liman ağzında tepenin eteğinde yer alır. Harabede ilk görülen şey şehre su ulaştıran aquadüktlerdir. Liman ağzında görülen görkemli yapı kalıntısı, Roma Devri'neden kalma bir meydan çeşmesinin bize kadar gelen kısmıdır. Harabenin en büyük yapısı Plakoma adı verilen agoradır. Bu agoranın üç tarafı dükkanlarla çevrili olup ortasında büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Agoranın batısında ise Granarium (silo) adı verilen 65x 32 m ebadında 7 odadan meydana gelen bir hububat deposu yeralır. Bütün odalar birbiriyle irtibatlı olup cephelerinde aynı kapılar bulunmaktadır. Ayrıca yanlarına da bekçi odaları yerleştirilmiştir. Cephesi düzgün taşlarla kaplanmış binanın ara ve arka duvarları poligonal tarzda yapılmıştır. Kapı üstündeki kitabesinden ve orta yerdeki Hadrian ve karısı Faustina'nın kabartmasından binanın M.S. 129 yıllarında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Günümüze iyi bir şekilde gelebilen görkemli silo binasında M.S. V. yüzyılda burada görev yapmış olan Herakleon isimli bir memurun rüyasıyla ilgili kabartmalar da yer almaktadır.

Silonun önünde ev kalıntıları ile liman caddesi, caddenin önünde de üstleri yarıya kadar açık gemi barınakları bulunmaktadır. Yamacın batısında gözetleme kulesi yer alır. Limanın kuzey kısmında da Roma Devri'ne ait Lykia tipi lahitlerin yer aldığı nekropol sahası bulunur. Burada da iki Bizans kilisesi vardır.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Okunmamış 02-01-2011
APICTEA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
APICTEA
Ziyaretci
 
Mesajlar: n/a
Standart

İskenderin ele geçiremediği şehirlerden biridir Alinda ... Köyün hemen üzerinde tepede bu yerleşim yeri.. Burayıda iyi bilirim gezdim İskender ele geçiremesede şehir ona kapılarını açmış ve iskenderle kraliçe ana oğul gibi olmuşlar köyü de içine alan çok büyük ve güzel bir yerleşim var hatta köyde bazı evlerin duvarlarında üzerinde öküz kafası ve savaş sahneleri olan mermer parçalarının ev yapımında duvarda kullanıldığını gördüm her metre karesi tarih olan bir şehirdir..
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart



Antiocheia (Yalvaç)

Antiocheia (Yalvaç)

Antik Şehirler

YALVAÇ PİSİDİA ANTİOKHEİASI

Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir.

Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Bu şehir I. Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 39 ila 36 yılları arasındaki bir tarihte Amyntas'ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö. 25'de öldürülmesiyle, bölgenin bütün şehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil edilmiştir.

Antiokheia, M.Ö. 25'te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuştur. Kent, pek çok Latince yazıtın da kanıtladığı gibi, yaklaşık olarak ikiyüz yıldan fazla bu statüsünü korumuştur.

Latince'nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince'nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince'nin, Grekçe'yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduğu görülmektedir.

I.A. Richmond ve R.G. Collingwood'un tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak, Antiokheia'nın geniş sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun yaşadığını söyleyebiliriz.

Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın hemen sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anladığımıza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur.

Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır. Claudius II'ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaştığını anlamaktayız.

İ.S. 713'de Araplar'ın istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç'a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı görülmektedir.

Kentin Tanımlanması
Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m. yükseklikte; Sultan Dağları'nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios Vadisi'ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliğindeki bu tepenin doğu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduğundan kente ancak batıdan kolaylıkla ulaşılabilmekteydi.

Akropolün yüzeyi düz olmayıp doğu-batı, kuzey ve güneyde bir takım tepeler, başka bir ifade ile yedi tepe vardır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde toplanmıştır.

Arazinin doğal durumundan azami yararlanarak Antiokheia'da ızgara şehir planının ustaca uygulanması ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle temel kalıntılar halindedir.

Sur dahilinde, birbirine dik olarak; güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Şehir planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz sokakların mevcut olduğunu görmekteyiz.

Kentin iki ana meydanı şehrin doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise, nymphaeumun önünde bulunmaktadır.

Kentin kuzeyinde, Roma hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. Doğudaki tepenin yamaçlarında Augustus Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elverişli yerlerinde evler serpiştirilmiş durumdadır. Şehrin batısında Anadolu'nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antiokheia'da geniş çapta kazı yapılmadığından diğer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

Kentin kuzeybatı surları temel seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır.

Şehrin ana kapısı olan batı kapısı iki yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer almaktadır.




Sur Duvarları
Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır.

Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir.

Hellenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Batı Kapısı
Kentin en görkemli kapısı şehrin batısında yer almakta idi. İki kenar ve iki orta pylonlu olmak üzere üç açıklıklı geçit şeklindedir. Tonozları taşıyan ayakların gövde ölçüleri 3.20x2.36 m. olup; ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, sade ve düz yapılmıştır. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Ön cephenin odak noktasını, merkezde yer alan kemerin iki yanındaki üçgen boşluklarda (spandrel) ve plasterler üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standard taşıyan iki part kabartması teşkil etmekteydi. Ayrıca plasterler üzerinde girland taşıyan Nike'ler de bulunmakta idi.

Batı kapısının, kent dışına bakan kademeli arşitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle "Gaius Lulius Asper Con. 212" yazıtı yer almaktadır. Arşitrav üzerinde bulunan frizde, Hippokampos, Triton, Amazon kalkanı (her iki ucu kartal başı şeklinde) zırh ve çeşitli silah kabartmaları bulunmaktadır.

Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu, gerekse üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre İ.S. 212 yılında yapılmış olmalıdır.

Güney Kapısı
Kentin güneyinde Anthios Vadisi'ne çıkış için en müsait yerde inşa edilmiştir. Tek girişli olduğu anlaşılan kapının, günümüze çok az mimarî kalıntıları ulaşmıştır.

Kuzey Kapısı
Şehir surunun kuzeybatı köşesinden yaklaşık 70 m. uzaklıkta ve kuzey yöne bakmaktadır. Tek geçitli olan kapının sadece temel kalıntıları yerinde görülebilmektedir. Kent surları ile birlikte inşa edildiğini tahmin ettiğimiz kapı da herhangi bir bezeme unsuruna rastlanmamıştır. Bunların dışında daha küçük boyutlarda giriş için kullanılan tali kapıların olduğu muhakkaktır.




Augustus Tapınağı
Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus'un ölümünden sonra inşa edilmiştir.

Yapının temeli doğal kayanın kesilmesi ile oluşturulmuştur. 2.50 m. yüksekliğindeki bir podium üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Tapınak podiumunu teşkil eden doğal kayanın iç kısmı oyulmak sureti ile meydana getirilen mahzen 5.65x7.90 m. ve 2 m. derinlikte olup, muhtemelen adak eşyalarının muhafaza edildiği bir yerdi.

Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmakta idi. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.

Tapınak önünde, 63x85 m. boyutlarında imparatorun adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yer alan yaklaşık 5 m. genişliğindeki sütunlu galerilerin ise bugün kısmen temel izleri seçilebilmektedir.

Yapının tarihlemesine gelince, gerek yazıtlardan gerekse bezeme işçiliğinden elde edilen bulgular, yapım faaliyetlerinin Tiberius Devrinden, Claudius Devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiğini göstermektedir.

Propylon
Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmişti.

Anıtsal giriş kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere; dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25x3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50x3 m. dir.

Ayakların taban açıklıkları iki yanda 3.50 m. olduğu halde, orta kısımda 4.50 m. yi bulmaktadır. Ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, tonoz ayaklarının önünde ise Korinth başlıklı dört sütun durmakta ve bunların üzerinde de arşitrav ve friz yer almakta idi.

Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır.

Kademeli olarak yapılan arşitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON...) yazıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Arşitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun başlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır.

Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir.

Augustus'un ölümünden önce yazdığı vasiyeti "Res Gestae Divi Augusti", onun yaşam boyunca yaptığı işlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiştir.

Anıtsal giriş kapısını, stilistik açıdan İ.S. I. yüzyılın ortalarına tarihlememiz akla en yakındır. Çünkü arşitrav üzerindeki yazıt da bu fikrimizi teyid etmektedir.

Tiberius Alanı
Sütunlu caddenin hemen doğu bitiminde yer alan Tiberius alanını doğuda propylonun anıtsal merdivenleri; kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevreliyordu.

Bugün temel kalıntılarını gördüğümüz bu yerin ana girişi batı yönünde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmakta idi.

Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu alanda İ.S. 16'da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu bizzat onarmışlardır.

Sütunlu Cadde
Antiokheia'da şehrin bel kemiğini teşkil eden sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiştiği kavşaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doğusundan başlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır.

Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir.

Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir.

Stilistik ve yapısal özellikleri sütunlu caddenin, imparatorluğun kalkınma dönemlerine, büyük bir olasılıkla İ.S. I. yüzyılın ortalarına ait olduğu kanısını uyandırmaktadır.

Tiyatro
Kentin merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro, şehre hakim bir yerde bulunmaktadır. Örenyerindeki kalıntılar arasında en fazla tahribata uğramış bir yapıdır.

Antiokheia tiyatrosunun, her antik tiyatro gibi üç esas kısımdan meydana geldiği görülmektedir.

1- Seyircilerin oturmaları için yarım daire şeklinde
tertiplenmiş oturma sıraları (cavea).
2- Yarım daire şeklinde bir meydan (orkestra).
3- Oyunların oynandığı sahne binası (skene).
Tiyatronun Oturma Kademeleri
Yapının ön yüzü kuzeybatı yönünde yaklaşık 105 m. uzunluğundadır. Gerideki yuvarlak çevre ortalama 185 m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacı oyulmak suretiyle doğal toprak eğimi üzerine yerleştirilmesine karşın, güney yönündeki oturma kademelerinin (araziyi tiyatronun şekline uydurmak için) tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı (substrüksiyon) üzerine yerleştirildiği görülmektedir.

Diğer taraftan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddesinin (Cardo Maximus) güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu bir tünel içinden geçmesi çok ilgi çekicidir. Bu kapalı tünelin uzunluğu 56 m., genişliği ise, 8 m. dir. Roma Döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır.

Bugünkü mevcut kalıntılara göre, 5.000 kişiyi alabilecek kapasite de olduğunu tahmin ettiğimiz tiyatronun dairevi bir kuşakla (diazoma) bölündüğü; muhtemelen 26 basamaktan oluşan, seyircilerin oturmalarına tahsis edilen basamaklar arasında, inişi ve çıkışı sağlayan dördü ortada, ikisi yan uçlarda olmak üzere altı ara merdivenin bulunduğu sanılmaktadır.

Orkestra: Aşağı yukarı yarım daire şeklindedir, çapı 35 m. dir. Oturma sıralarının mevcut durumuna göre 1.10 m. aşağısında, zeminin taş döşeli olduğu görülmüştür.

Sahne Binası (skene): Asıl tiyatrodan öne doğru çıkıntılı, 12x55 m. ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahip olduğu temel kalıntılardan tespit edilmiştir. Bugün kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uğramış durumdadır. Ancak cephe mimarîsinin bezemeli olduğu ve kabartmalı frizlerle donatıldığı ele geçen mimarî parçalardan anlaşılmaktadır.

Bugün görülen kalıntılar İ.S. 4. yüzyılın başlarına ait olsa gerektir.

Roma Hamamı
Kentin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Yapı arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen plan gösterir.

Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir.

Palaestra, kapalı hamam yapısının önünde yer almaktadır. Üç tarafı revaklarla çevrili olduğu tahmin edilen orta avlunun, yüzölçümü 20x23 m olup; revaklar kısmı ile birlikte 37x29 m. dir. Taş döşeli tabanı dışında, üst yapıya ait yeterli mimarî parça ele geçirilemediğinden üst yapı mimarîsi hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır.

Kapalı hamam kısmı; yaptığımız araştırmalar sonucu, yapının palaestraya bir bütün olarak bağlı olduğu ve çağın diğer hamam yapılarında olduğu gibi üç bölümden meydana geldiği anlaşılmaktadır.

1- Frigidarium (Soğuk kısım),
2- Tepidarium (Ilık kısım),
3- Caldarium (Sıcak kısım).
bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır.
Yapının mevcut kalıntılarından, İ.S.I. yüzyılın sonlarında veya II. yüzyılın başlarına ait olduğu söylenebilir.

Stadium
Sultan Dağları'nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır.

Stadium'un uzunluğu 190 m., genişliği ise 30 m. dir. Yapı "at nalı" şeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Hellenistik Devirde inşa edilmiş, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiştir.

Stadium, Antiokheialılar'ın hayatında antik çağlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeşitli oyunlar, özellikle atletizm, güreş ve boks vs. gibi bedensel hareketler yapılmıştır.

İ.S. 3-4. yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da Roma dünyası için popülerdi. Bu oyunlar daha sonra tiyatro ve stadiumlarda oynanmıştır.

St. Paul Kilisesi
Antiokheia'nın ilk ve en büyük kilisesi olup, şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 m. güneyinde yer almaktadır.

Bazilikal bir plan gösteren binanın boyutları 70x26 m. dir. Doğuya yönelen ve mekanın dışına taşan apsis, yarım daire şeklinde olup; ortasında daha geniş bir nef, yanlarda dar iki nef olmak üzere üç neflidir. Orta nef, 43.10x11.90 m., yan nefler ise 43x4.93 m. ölçülerindedir. İç mekan büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânı yanlardaki dar mekândan; onüçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiği anlaşılmaktadır.

Kilisenin batısında, enine yerleşik dikdörtgen biçiminde ve önünde altı sütun bulunan bir narteks yer almaktadır. Narteksin uzunluğu 8.90 m., eni 21 x 76 m. dir. Bu bölümden orta nefe daha geniş, yan neflere ise dar kapılarla geçilir.

Kilisenin tüm tabanını kaplayan mozaiğin çok renkli ve çeşitli desenlerden oluştuğu araştırmalar neticesi saptanmıştır. Ayrıca bu mozaik tabanın F.J. Woodbridge tarafından da dizaynı yapılmıştır. Taban panolarında beş renk ile üç ana desenin kullanıldığı ve bunlara ilaveten geometrik ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülmüştür. Mozaiklerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, mozaikli asıl mekânın merkezi yerinde gözle görülebilir ölçüdeki dört adet Yunanca kitabenin yer almasıdır. Bu kitabeler daha küçük tesseralardan oluşan mozaiği yaptıranlar ile görevli papazların ad ve adaklarını içermektedir.

Bu kitabelerin birinde adı geçen Optimus, Ortodoks liderlerinden biri olup; İ.S. 375-381 yılları arasında Antiokheia'da piskoposluk yapmıştır.

Bilindiği gibi İ.S. 46 yılında St. Paul bu kilisenin altında yer alan Sinagog'ta Hristiyanlığı yaymak için Barnabas'la birlikte ilk vaazını vermiştir. Bu nedenle, St.Paul'a adanan bu kilise, büyük bir önem arz etmektedir. Diğer taraftan, St. Paul'un yeni dini yaymak için vaaz verdiği sinagog üzerine yapılmış ilk kiliseyi Anadolu'da sadece Antiokheia'da görmekteyiz.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Küçük Kilise
Şehrin merkezinde ve sütunlu caddenin yaklaşık 35 m. batısında yer alan kilise, Latin haçı şeklinde bir plana sahiptir. Doğu-batı uzantılı yapı, ortasında geniş bir nef, yanlarda iki nef ile dar bir narteksten meydana gelmiştir.

Bina dıştan dışa, 43x25.50 m. ölçülerindedir. Yapının yaklaşık 23 m. uzunluğundaki ana mekânının, iki yan duvar arasındaki mesafesi 15.50 m. olup; bu ölçüler bize asıl mekânın mümkün olduğu kadar geniş tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. Orta nefin doğu ucunda ise apsis yer almaktadır.

Narteks nef duvarlarının her iki tarafa doğru uzatılması ile elde edilmiş, 6.50 x 23.50 m. boyutlarında ince uzun dikdörtgen bir mekândan ibarettir. Kilisenin yarım yuvarlak apsisinin iki yanındaki kalan temel kalıntılarından, pastophorion odalarına sahip olduğunu çıkarmaktayız. Böylece yapının bu odalar ile birlikte düz bir duvarla sınırlandığı, daha doğrusu doğu duvarının düz bir cepheye sahip olduğunu görmekteyiz. Kazılar sırasında bulunan bir mühür üzerinde bu kilisenin üç martyri zikredilmektedir (Neon, Nikon ve Heliodorus). Ayrıca Antiokheia'da ilk görev yapan papazın Basus adını taşıdığı da bu mührün diğer yüzünden anlaşılmaktadır. Yapı plan ve malzeme yönünden İ.S. 5. yüzyılda yapılmış olabilir.

Nymphaeum
Anıtsal çeşme, kuzey-güney caddesinin; kuzey ucunda yer almaktadır. Bugün dahi belirli bir şekilde temel kalıntıları seçilebilmektedir.

Nymphaeum'un iki kısım halinde yapıldığı, biri önde çeşmeler bulunan muhtemelen sütun mimarîsi ile süslü fasad duvar, diğeri bu fasadın arkasında suların toplandığı depo kısmından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

Nymphaeum'un gerisinde, 10x27 m. ölçülerinde su deposunun temel kalıntıları görülmektedir. Depoda toplanan su, pişmiş toprak, taş ve kurşundan yapılmış borularla kente dağıtılıyordu. Şehrin belirli yerlerinde dört çeşmenin bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiştir. Tiberius alanı ile batı kapısının arkasındaki çeşmelerin anıtsal bir yapıya sahip olduğu, geride kalan kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Antiokheia'da son derece gelişmiş bir su sisteminin varlığı kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Nymphaeum, I. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olabilir.

Su Kemerleri
Kent mimarîsinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma Çağında, Antiokheia şehrinin gelişip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde "su çıktı" adı ile anılan kaynaktan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmakta idi.

Arazinin topografik yapısına uyarak yerleşme yerine uzanan su kemerleri, nymphaeuma sona ermekte ve şehrin yaklaşık 2/3'sinin su ihtiyacını karşılamakta idi. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta durmakta, görenleri hayrette bırakacak kadar özenli ve kuvvetli yapıları ile dikkati çekmektedir.

Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5-7 m. arasında değişmekte; mevcut uzunluğu ise, 250 m. yi bulmaktadır. Kemer ayakları 2.10 m. ölçülerinde ve dört metre yüksekliğinde olup; dikdörtgen blok taşların harç kullanılmadan örülmesi ile yapılmıştır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70-3.80 m. arasında değişmektedir.

Su kemerlerinin üst yapısı tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçların (canalis) yapısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak ele geçen mimarî parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır.

Su yolunun tarihlemesine gelince: İ.S. I. yüzyılın sonlarında Roma eyaletlerinde yaygınlaşan su iletim sistemleri Anadolu'da çeşitli bölgelerde belirgin örnekle bilinmektedir. Kentin tarihi gelişmesi ile bağlantılı olarak bunun İ.S. I. yüzyılın sonlarında yapılmış olduğu söylenebilir.

Men Kutsal Alanı
İlçeye 5 km. uzaklıkta "Gemen Korusu" denilen bir tepe üzerinde kurulmuş olup, taşıtla ulaşılmaktadır. Kutsal alanda "Ay Tanrısı Men" adına inşa edilen tapınağın tarihi İ.Ö. 4. yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tapınağın dışında 2 kilise, stadium ve evler yer almaktadır.

Men Tapınağı
Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen bir eski Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır.

Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men'e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doğaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia'nın kuruluşundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur.

Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır.

6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella'nın iç ölçüleri 6.45x7.85 m. dir. Krepidoma 9 basamaklı olup, basamak derinliği 35 cm., yükseklik 25 cm. dir. Tapınağın temel duvarları, cella duvarının bazı kısımları yer yer ayaktadır. Hemen hemen cella büyüklüğünde olan opistodomos'un nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir. Batıda yer alan pronaos'un önünde muhtemelen 75 cm. çapında dört sütun yer almakta idi.

Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır.

Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir.

Tapınak İ.Ö. III. yüzyılın başına tarihlenmiştir. Ancak bu kutsal alan en canlı devrini İ.S. I. ve II. yüzyıllarda yaşamıştır ve tahminen İ.S. 400 yıllarında, Hristiyanlık'ın yaygınlaşması ile tahrip edilmiştir.

Limenia Adası
Yalvaç'a 25 km. uzaklıkta Gaziri Mevkii'nde Hoyran Gölü içerisinde bir ada olup, göl kenarına asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Adanın etrafını çevreleyen sur duvarlarından başka ada içerisinde, Artemis adına inşa edilmiş bir tapınak ile diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Yalvaç Müzesi

A- Tarihçesi

Yalvaç ve çevresindeki tarihi eserler kadar bu yöreden çıkan tarihi eserlerin yer aldığı Yalvaç Müzesi de büyük bir değer taşımaktadır. Müze kurmaya yönelik ilk çalışmalar 1947'de başlamıştır. Bu tarihte önce yöreden etnografik ve arkeolojik eserler toplanarak bir depoda koruma altına alınmıştır. Sonra müze binasının yapımına karar verilmiş ve müze 1966 yılında hizmete girmiştir.

B- İç Teşhir

1. Galeri: Prehistorik Eserler Bölümü
Yalvaç çevresinden derlenen ve ilçeye 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman (Köstük) Höyüğü'nden tesadüfen elde edilen (M.Ö. 3000) Eski Tunç Çağına ait pişmiş topraktan yapılmış depaslar, rhytonlar, vazolar, testiler, kulplu kâseler ve değişik form gösteren diğer kaplar, bu bölümün ilginç eserleri arasında yer almaktadır. Göller Bölgesi'nin tipik çanak çömlek örnekleri ayrı bir vitrinde teşhire sunulmuştur. Ayrıca pişmiş topraktan yapılan insan ve hayvan figürleri, mermer idoller, taş el baltaları, kemik aletleri ile çeşitli çağlara ait mühürler de teşhir edilmiştir. Tokmacık'ta yapılan bir araştırma sırasında meydana çıkarılan tarih öncesi (M.Ö. 8 milyon) çağın çeşitli hayvanlarına ait fosiller müzeye ayrı bir önem vermektedir.

2. Büyük Salon: Klasik Eserler Bölümü
Bu bölümde eserler çağlarına göre kronolojik bir yerleştirmeye tabi tutulmuşlardır. Yunan Çağından başlayarak Bizans Çağına kadar gelen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış vazolar, çeşitli içki kapları, 5. ve 4. yüzyıla ait pişmiş topraktan çeşitli mezar buluntuları ayrı ayrı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Diğer vitrinlerde ise Antiokheia ve Men kutsal alanından elde edilen Roma Çağına ait pişmiş toprak, mermer, bronzdan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, hayvan figürleri, adak kitabeleri, yağ kandilleri, cam koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, bilezikler, değerli taşlardan yapılmış yüzük taşları, madeni yüzükler ve Bizans Çağına ait bazı ziynet eşyaları teşhir edilmektedir. Çeşitli çağlara ait zengin altın, gümüş ve bronz sikke koleksiyonları dikkat çeken eserler arasındadır. Ayrıca bu bölümde heykel, büst ve kabartmalardan oluşan bir köşe de düzenlenmiştir.

3. Küçük Salon: Etnografik Eserler Bölümü
Anadolu ve Yalvaç el sanatlarının tanıtıldığı bu bölümde altın, gümüş ve sedef kakmalı tabancalar, tüfekler, kesici ve delici silahlar, (kılıç, kama, ok ve yaylar) koruyucu silahlar (zırh ve miğferler) yer almaktadır. El örgüsü yün çoraplar; renkli peşkir, uçkur ve havlular; yemeni ve örtüler; kadife, sim sırma işlemeli bindallılar, entariler; cepkenler ve ceketler; üçetekler yine bu bölüme renk katan eserler arasındadır. Altın, gümüş ve bafondan yapılma kadın süs eşyaları ayrı bir vitrinde teşhir olunmaktadır. Osmanlı bakır işçiliğinin örneği, bazı mutfak eşyaları da bölümün zenginliğinin bir başka delilidir. Ayrıca Yalvaç örf ve adetlerine göre düzenlenen "18. Yüzyıl Yalvaç Evi" bizden önceki kuşakların sahip olduğu zevk ve estetik duyguları hakkında yeterli bilgiyi ziyaretçilere sunmaktadır.

4. İç Balkon: Yazma Eserler Bölümü
Türk sanatkârlarının İslâm Çağında yaptıkları güzel yazı sanatına ait levhalar, Kur'an-ı Kerim'ler, nadide kitaplar bu bölümün paha biçilmez zenginlikleri arasındadır.

5. Salon: Resim Galerisi
Müzenin bu kısmında çağdaş Türk ressamlarının resimlerden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

6. Salon: Açık Teşhir
Revak ve bahçede Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait mimarî parçalar, mezar stelleri, lahitler, ostotekler, sunaklar, yazıtlar, heykeller ve mil taşları teşhir edilmektedir. Ayrıca bahçede yer alan başlıklı sütunlardan oluşturulan sütunlu yol müzeye ilginç bir görünüm kazandırmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Alıntı:
APICTEA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İskenderin ele geçiremediği şehirlerden biridir Alinda ... Köyün hemen üzerinde tepede bu yerleşim yeri.. Burayıda iyi bilirim gezdim İskender ele geçiremesede şehir ona kapılarını açmış ve iskenderle kraliçe ana oğul gibi olmuşlar köyü de içine alan çok büyük ve güzel bir yerleşim var hatta köyde bazı evlerin duvarlarında üzerinde öküz kafası ve savaş sahneleri olan mermer parçalarının ev yapımında duvarda kullanıldığını gördüm her metre karesi tarih olan bir şehirdir..
ustam ya senin gitmediğin yer kaldımı acaba
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Okunmamış 02-01-2011
APICTEA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
APICTEA
Ziyaretci
 
Mesajlar: n/a
Standart

kalmıştır ama az...
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Okunmamış 02-01-2011
Akcakaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gelişmiş Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 2.512
Standart

Alıntı:
APICTEA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Adada şehrini gezmiştim ısparta daki oldukça iyi durumda yapıları var tapınak felan ayakta.. Tiyatro vs.. şu an şehirin tam ortasından oto yol geçiyo güzel bir antik kent.. Alabanda yı da gezdim Alinda,Alabanda ve Labranda 3 kardeştir zaten ve Alabanda Alindaya taşınmıştır...
maşallah ustamızında bilmediği gezmediği yer kalmamış
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
antik, kentler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiyedeki antik kentler yldrmbnc Haritalar ve Aranan Bölgeler 2 08-04-2015 10:33
Manisa'daki Antik Kentler: Farmet Teknoloji Bölge Bölge Antik Kentler 11 22-01-2015 05:17
Antik Roma Phanes Savaşlar ve Savaşçılar 4 10-12-2012 12:28
Antik Yunanistan Misafir Arkeolojik Bilgiler 0 25-04-2010 07:56

Farmet Teknoloji Sistem Bilgisi Site Bilgileri (Alexa)
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 RC 2
www.farmet.net - Tüm Hakları Saklıdır.
kiralık dedektor | Farmet

İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan Farmet Forumları 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Farmet hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler [email protected] adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Farmet yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
!-- Yandex.Metrika counter -->